Sorunlu firmalarda yönetim, “İmaj” hataları ve “Değişim Sancıları"

Yapılan iş konusunda yeterli eğitim, bilgi, iş tecrübesi ve özellikle yöneticilik vasfı olmayan kişilerce kurulan ve aynı tarzdaki yöneticilerle işletilmeye çalışılan firmaların “Değişim Sancıları” ilk günlerden başlıyor...


Günümüzde birçok firma, hergün acımasızlığı biraz daha artan, bu yoğun rekabet ortamı içinde “yarın”ı düşünürken, hemen hemen aynı konularda bazı sıkıntılar yaşamaktadırlar. Bunların başında, yapılan iş ile ilgili olarak;
* Piyasaya hergün yeni rakipler girmektedir ya da girmeye hazırlanmaktadır,
* Yapılan işte her geçen gün kar oranı biraz daha azalmaktadır,
* Yıllardır süren yüksek enflasyon hala düşürülememektedir,
* Kiralar, işyeri giderleri ve eleman ücretleri devamlı olarak yükselmektedir,
* Avrupa Birliği’ne giderken birçok belirsizlik yaşanmaktadır,
* Kredi ya da öz kaynak zorlukları çekilmektedir,
* Firmada “herşey tamam” gibi görünürken, “verimlilik” bir türlü yükseltilememektedir,
* Üretim / Hizmet, Pazarlama, Satış, Servis ve Tanıtım’da hatalar yapılmaktadır ama nerelerde?
* Kurum içinden ve dışından (özellikle müşterilerden) şikayet ve tepkiler vardır,
* Tanıtım maliyetleri her geçen gün artmakta, yapılan tanıtımlardan bir türlü iyi bir sonuçlar alınamamaktadır,
* Firmanın “Sistem Entegrasyon”u sağlanamamıştır,
* Firmanın büyüklüğüne göre saygınlığı yoktur, gücünü yeterince gösteremiyordur,
* Rakiplerin bir şekilde önüne geçmek gerekmektedir ama nasıl?
* Birlikte iş yapılacak firmalara ne derece güvenilebilir?
* Tahsilat zamanında, aksamadan yapılabilecek mi?
* Ödemeler zamanında yapılabilecek mi?
* Yeni yapılacak atılımın sırrı iyi saklanabiliyor mu? Rakiplere haber sızar mı?
* Firmanın imajı nasıl?
* Büyümek mi, küçülmek mi daha iyi olur?
* Kime / kimlere danışmalı?
Personel konusunda ise;
* Kaliteli, eğitimli, tecrübeli, çalışkan, güvenilir eleman, yönetici bulunamamaktadır,
* Firmanın hala yapısına uygun bir “İnsan Kaynakları” stratejisi ve planı yoktur,
* Firmada devamlı olarak bir eleman sirkülasyonu vardır,
* Firma içinde motivasyon düzeyi düşüktür,
* Firma sevilmiyor, yöneticilere güvenilmiyordur,
* Personelde bir hoşnutsuzluk gözlemlenmektedir, herkes “daha iyi bir iş” aramaktadır,
* Çok sık “Çare bulma toplantıları” yapılmaktadır,
* Üst yönetimde sıkı bir fikir ve güçbirliği, koordinasyon yoktur...
gibi sıkıntılar gelmektedir.

İşte bu sıkıntılar, birçok firmada aynen ama firmanın iş konusuna, büyüklük ve küçüklüğüne göre değişik boyutlarda yaşanmakta, firma sahipleri ve yöneticiler günlük çalışma saatlerinin büyük bir bölümünü, yaptıkları işten çok, bu sorunlara çözüm bulabilmek için çareler aramakla geçirmekte, çoğunlukla bulamamakta, hatta bu sıkıntıların nerelerden kaynaklandığını anlayamamaktadır... Çünkü artık günümüzde daha ileri gidebilmek için daha fazla bilgi, daha fazla iş, hayat tecrübesi ve dünya görüşü gerekmektedir. Ve eğer bir firmada bu sıkıntılar uzun bir süreden beri yaşanıyor, sorunlar bir türlü çözülemiyor, hatta bunlara hergün yenileri ekleniyorsa, “çözümü artık içeriden değil, dışarıdan halletmekten başka çare kalmamaktadır. Yani danışmanlık hizmeti almak... Çünkü bu şekilde yaşayan firmalardaki bu olumsuzluklar zaman içinde ister istemez yapılan işlere yansıyor, önce personelin, sonra üretilen mal ya da hizmetin kalitesi düşüyor, sonra müşteri şikayetleri, iş yapılan çevrelerden gelen şikayetler her geçen gün artıyor ve sonuçta bunların toplamı firma aleyhine olumsuz bir imaja dönüşüyor.

Bu sıkıntıların kaynağı

Ülkemizde bu tarz sıkıntı çeken firmaları incelediğimizde, bunların büyük bir çoğunluğunun asıl problemlerinin, öncelikle yapılan iş konusunda yeterli eğitimi, iş tecrübesi ve yöneticilik vasıfları olmayan firma sahiplerinden, daha sonra, bu kişilerin bu firmaların üst düzeyindeki yönetim kadrolarına, sadece eş-dost ya da aile yakınlığı nedeniyle ve özellikle güvenilir oldukları için, yapılan iş konusunda yine kendileri gibi yeterli eğitim ve iş tecrübesi olmayan kişileri işe almalarından kaynaklandığını görüyoruz.

Bu çeşit firma sahipleri ya da üst düzey yöneticilerin, kendilerinden daha üstün niteliklerdeki kişileri yönetim kadrolarına pek almak istememelerinin başka (gizli) psikolojik sebepleri de vardır. Bunların başında; kendilerinden daha akıllı, bilgili yöneticileri yönetememek, idare edememek kaygısı; işlerini kaptırmak (yapılan işi, inceliklerini öğrenip bu işi kendileri yaparak, onlara rakip olacakları korkusu) ve onların bilgisi ve nitelikleri yanında “silik” kalma kompleksi gelmektedir.
Diğer yandan, bu şekildeki firmalara girebilen nitelikli (profesyonel) yöneticilerin de bazı ortak özellikleri bulunmaktadır; bu kişiler de bu tarz firmalarda işe başladıklarında, üstlerinin kendilerinden daha az bilgili, kültürlü ve deneyimli olduklarını, yöneticilik vasıflarının olmadığını hemen anlarlar ve birşeyleri düzeltebilmek, yararlı olabilmek için hemen çeşitli sistemler hazırlarlar, önerirler. Bunlar önceleri firma sahiplerinin ve diğer üst düzey yöneticilerin çok hoşuna gider, ancak bu tarz firmalarda gerçek profesyonellerin yapacakları hertürlü iyileştirme faaliyeti, genellikle bir değişimi de (özellikle yönetici ve personel konularında) gerektirebileceğinden, diğer yöneticiler, hatta firma sahipleri bu değişim hareketlerinin içinde kendilerinin devre dışı kalabileceğini hemen görürler. Çünkü kendileri de o iş için “yanlış kişi” olduklarını çok iyi bilmektedirler. Firma da zaten bu sıkıntıları onların iyi yönetememesinden yaşamamakta mıdır?
Ve yeni ve doğru sistemler kurmaya çalışan bu “yeni” kişilerin görüş ve planları, bu şirketlerde sayıca da azınlıkta olduklarından genellikle kağıt üzerinde kalır ve pek gerçekleşemez.

Sonuçta, bu (yeni) nitelikli yöneticiler, bu firmalarda kendilerini yavaş yavaş yanlız hissetmeye başlarlar, “kabuklarına” çekilirler. Üstlerini dinliyormuş, seviyormuş, sayıyormuş gibi gözükürler, düşündükleri, gerçekleştiremedikleri sistemi kendi birimlerinde uygulamaya, kendi yöntemleriyle iş yapmaya çalışırlar. Ancak diğer birimler ve yöneticilerince yine değişime yönelik bu hoş karşılanmayan tutum, önce iş konusunda yaşanan iletişimsizliklere, daha sonra kişisel iletişimsizliklere dönüşür ve bu (yeni) yöneticinin bir şekilde işine son verilir ya da verdirilir (böyle yenilikci yöneticilerin bu şekildeki firmalarda en uzun çalışma süresi ortalaması 6 aydır!).

Böyle deneyimler yaşayan, bu tarz sancılı firmaların sahipleri, işte bu ve buna benzer sebeplerden dolayı, yine ya kendi düzeylerinde ya da daha alt düzeylerdeki yöneticilere yönelirler, onları işe alırlar. Ancak bu yöneticilerin işe aldıkları kişiler de aynı ya da daha düşük niteliklerde olduklarından, sonuçta firmanın herşeyi tamam (makine, araç-gereç, bina, dekor, vs.), hatta bazen mükemmel gibi görünürken, firmadan istenen verim bir türlü alınamaz.

Ve bu firmalar hergün, kurum içi ve dışından birçok şikayetle karşı karşıya kalırlar. Bu arada, bu şikayetlere bağlı olarak, firma üst yönetimine yakın çevrelerden bir sürü akıl veren ortaya kişi çıkar. Bazen bu kişilerin verdikleri akıllar ve çözüm yolları, çaresizlikten ve çok fazla düşünülmeden derhal uygulamaya koyulur. Ancak bu çözüm yolları, firmanın tamamında varolan genel sistem bozukluğu içinde hiçbir işe yaramaz. Bu sefer başka bir yöntem denenir. Ancak sık sık değiştirilen bu sistemler, bu sefer personelde çeşitli boyutlarda yeni hoşnutsuzlukların yaşanmasına ve (zaten olmayan) motivasyonun daha da olumsuz yönde etkilenmesine yolaçar.

...ve bu firmalar bir taraftan zaman kaybederken, diğer taraftan da “kan”, dolayısıyla para kaybeder. Belki patronların bizzat işin başında durup, sıkı denetimiyle uzun bir süre yerlerinde sayar ama üzücüdür ki çoğunlukla ya parçalanırlar ya da bir şekilde piyasadan silinip giderler.

Askeri bir harekatın başarılı olabilmesi için nasıl ki, Deniz, Hava, Kara ve Jandarma Kuvvetleri’nin birlikte, stratejileri, hedefleri belirlenmiş, iyi planlanmış ortak bir organizasyon, koordinasyon ve uyum (komutanların fikir uyumu) içinde, tek bir güç imiş gibi hareket etmeleri gerekirse, firmalarda da durum aynen böyledir. Yani bir işletmede başarı;
* İşletme / Yönetim,
* Üretim / Hizmet,
* Pazarlama / Satış / Servis,
* Tanıtım (Görsel Kimlik, Reklam, Halkla İlişkiler)
konularında tüm birimlerin tek bir güç olarak ve aynı hedefe yönlendirilmiş kuvvetli bir strateji üzerinde ve uyumlu bir şekilde hareket etmeleri ile mümkündür.

Ve yapılan incelemeler göstermektedir ki, bir firmanın işletme sistemi içinde böyle hatalar ve arızalar varsa, mutlaka Tanıtım (Görsel Kimlik, Reklam ve Halkla İlişkiler) konularında da birçok yanlışlık olmakta, bunların tamamı negatif bir kurumsal kimlik ve imaj ortaya çıkarmaktadır.

Çözüm

Bir otomobil bile arızalandığında, mutlaka bir servise götürülmekte, arızalanan parçalar onarılabilecek durumda ise onarılmakta, tamiri mümkün değilse yenisi ile değiştirilmektedir. Ancak, bu “arızalı” firmaların sahipleri ve yöneticileri arızaları devamlı olarak görmek istemedikleri yerlerde, alt kadrolarda, ülkenin ekonomik yapısında aradıklarından, bu arızaların da giderilmesi çoğunlukla mümkün olmamaktadır. Oysa bunun tek çözümü, özellikle ve öncelikle firma sahiplerinin tüm samimiyetleriyle bir “Yeniden Yapılanma”ya karar vermeleri ve bunun için hiç zaman kaybetmeden bir yönetim danışmanlığı şirketine başvurmaları ve ilgili konuların uzmanlarının kendilerine verecekleri rol ve görevleri aynen üstlenmeleri ve “Tedavi Reçetesi”ni aynen uygulamalarıdır...