Firmalarda yeniden yapılanma ve karar verme süreci...

Bir “Yeniden Yapılanma” düşündüğünüzde, öncelikle bundan ne beklediğinizi, nereden nereye gideceğinizi bilmeniz, gereken tüm şeyleri gerektiği gibi ve gereken kişilerle gerçekleştirmeniz ve yeniliklere açık olmanız gerekmektedir...
Hepimizin bildiği gibi, üzerinde yaşadığımız dünya büyük bir teknolojik hızla değişmekte, ülkemiz de “Avrupa Birliği’ne girdik, gireceğiz!” derken, zorlu bir geçiş süreci yaşamaktadır.

Bu arada, siyasi mekanizmanın iyi işlememesi, çok sık değişen hükümetler, koalisyonlar, ülke ekonomisindeki iniş-çıkışlar, insan kaynakları ve finansal zorluklar gibi nedenlerle ülkemizdeki firmalar çeşitli sıkıntılar yaşamakta, bu sıkıntılar zamanında tespit edilip giderilmediğinde, firmalara oldukça pahalıya malolmakta, “verimlilik” bir türlü arttırılamamaktadır.

Günümüzde bir sürü firma büyük yatırımlar yapıyor, birşeyler üretiyor ama kuvvetli markalar yaratamadıklarından, yaptıkları işlerden istedikleri verimi bir türlü alamıyor, istedikleri başarı çigisini bir türlü yakalayamıyorlar... Çünkü herkes iyi biliyor; imajı kuvvetli markalar iyi satıyor, daha çok satın alınıyor. Bu da ancak kuvvetli Kurumsal Kimlik’lerle; yani kuvvetli sistem entegrasyonları ve “güçler”in koordinasyonu ile sağlanabilmektedir. Ve tabii ki, bu gücü ortaya koyacak, oluşturacak kuvvetli “beyinler”le...
Şimdi bir düşünün, aşağıdaki sorulardan hangisi size, yaptığınız işe, firmanıza uyuyor ve sizler nasıl cevaplar veriyorsunuz?

* Yeni bir iş ya da şirket mi kuruyorsunuz / kurdunuz? Bu organizasyonu nasıl yapacaksınız?
* Firmanızın iç işleyişinde (sisteminizde) bazı sorunlar mı yaşıyorsunuz?
* Yaptığınız işte bir verimsizlik mi hissediyor, yaşıyorsunuz? Aynı imkanlar başkalarında olsa, daha mı fazla kazanabileceklerini düşünüyorsunuz?
* Yönetim, yönetici sorunlarınız mı var? Acaba doğru kişilerle mi çalışıyorsunuz? Bir “takım ruhu” oluşturamadığınızı mı düşünüyorsunuz?

* Kişisel imajınızda bir rahatsızlık mı hissediyorsunuz? Çevrenizde sevilip, sayılmıyor musunuz?
* Firmanızın saygınlığında bazı olumsuzluklar mı var? Hakettiğiniz şeylerden mi, haketmediğiniz şeylerden mi eleştirilere maruz kalıyorsunuz?
* Halkla İlişkiler’in (PR) gücünden yeterince yararlanabiliyor musunuz? Halkla İlişkiler’in gerçekten ne olduğunu, ne olmadığını iyi biliyor musunuz?
* Basın ile bir türlü iyi bir iletişim kuramıyor musunuz? O kadar iyi işler yaptığınız halde, bir türlü onların ilgisini çekemiyor musunuz? Basın’da istediğiniz biçimde yer alamıyor musunuz?
* Piyasada güçlü bir firma / marka olmanıza rağmen bu gücünüzü yeterince ortaya koyamıyor musunuz?
* Müşterilerinizden devamlı olarak çeşitli şikayetler mi var? Onlarla daha iyi bir iletişim mi kurmak istiyorsunuz?
* Kaliteli mal / hizmet ürettiğiniz halde, “pazar”da değerini bir türlü bulamıyor mu, fazla rağbet görmüyor mu?
* Herşey iyi olduğu halde (size göre!) firmanız bir türlü kar edemiyor mu?
* Personelinizin motivasyonu düşük mü? Firmanızda çok sık mı eleman değişiyor? İnsanlar birbirlerini sevip saymıyor mu? Birbirlerini yoketmeye devre dışı bırakmaya mı uğraşıyorlar?
* Yaptığınız reklam çalışmalarından bir türlü istediğiniz sonucu alamıyor musunuz? Zaman zaman; “Bu işin daha iyisi olabilmeli ama nasıl?” diyor musunuz?
* Yeni bir marka mı yaratmak istiyorsunuz?
* Markanızı istediğiniz düzeye bir türlü çıkartamıyor musunuz?
* Diğer markalarla yarışta devamlı gerilerde mi kalıyorsunuz? Onları geçmek mi istiyorsunuz?
* “1 numara”mı olmak istiyorsunuz? Yoksa iki mi? Yoksa üç mü?
* Yurtiçi’ne mi, yurtdışına mı açılmak istiyorsunuz?
* Bir “Franchising” sistemi mi geliştirmeyi düşünüyorsunuz?
* Yeni yapacağınız yatırımlar acaba doğru mu? Nasıl büyümelisiniz?
* Hala doğru dürüst bir Kurumsal Kimliğiniz yok mu?
* Ya, Görsel Kimliğiniz? MILKA, CAMEL, MARLBORO, VARAN, ULUSOY, THY, McDonald’s ve BP’nin araç filosundaki, satış noktalarındaki ve basılı evraklarındaki renk ve dizayn bütünlüğünü, sistemi görüp, kendi firmanızda ya da markanızda büyük boşluklar olduğunu mu düşünüyorsunuz?
İşte bunlar, yeniden yapılanma sancılarının ta kendisi... Ama biliyorsunuz, zaman kaybı, para kaybıdır.
Ülkemiz gelişmekte olan bir ülke... Firmaların büyük bir çoğunluğu aile şirketi... Birçok firma bir “kabuk değiştirme” sancısı yaşıyor ama bilgiden, teknolojiden yeterince pek yararlanamıyor... Tepe yöneticileri de değiştirmek neredeyse imkansız...

Yeniden yapılanma, bugün, her tarz, her büyüklük ve küçüklükteki firmanın, markanın sorunu... Bu bir yarış; bazen başka firmalarla, başka markalarla, bazen kendi kendisiyle... Kimisi kendini aşmaya çalışıyor, kimisi B’den A’ya geçmeye (orta ölçekten büyük ölçekli bir firma / marka olmaya)... Kimisi de bir dünya markası olmayı düşlüyor... Ve firmaların, markaların neredeyse tamamı bu sancıları çekiyor...
Ancak bizim üzerinde asıl durmamız gereken konu; C’den B’ye, ya da B’den A gruba geçmek isteyen ve A, B, C grup firmalarda yaşanan verimsizlik ve yeniden yapılanma sancılarıyla ilgili...
Firmaları yeniden yapılanmaya başka neler itiyor?
* Verimlilik düşüyor, kar düşüyordur,
* Firma çeşitli fırsatların kaçtığını görebilir, hissedebilir,
* Başkaları işi daha kötü yaptığı halde iyi paralar kazanıyordur, firma, kendinin bu işi daha iyi nasıl yapabileceğini düşünüp, görebilir,
* Rakiplerin kendisini zorladıklarını ve geçme eğiliminde olduklarını görebilir,
* Artık büyük pazarlar yerlerini, kendi konusunda uzman küçük pazarlara bırakmaktadır (sadece kalp konusunda uzman hastane, sadece İskender Kebap yapan restaurant, sadece erkek gömleği satan mağaza vs. gibi), özel bir konuya yönelmek yerinde bir karar olabilir,
* Müşteriler sorunlarına kaliteli, sağlam, günün modasına uygun, özgün çözümler aramaktadır, ürünler artık çok işlevselli olarak üretilmektedir (duvarda kütüphane görünümü alan yataklar, bilgisayar-cep telefonları, TV+bilgisarlarlar vs. gibi) ve özel olarak geliştirilmiş, üretilmiş ürünler talep edilmektedir,
* Ürünlerin yaşam süresi kısalmıştır (şarkılar bile 15-20 gün içinde ömürlerini tüketmektedir),
* Her konuda, herkes, neredeyse tüm firmalar, markalar devamlı olarak değişmekte, teknoloji devamlı olarak ve artan bir hızla yeni alterneatifler üretmekte, yeni ürünler, modeller piyasaya sürülmektedir. Bu da devamlı bir değişim ivmesi gerektirmektedir,

* İnsanlar artık marka düşkünüdür. Satınaldıkları ürün / hizmet ile, onun reklamlarında sunulan hayat biçimini de adeta satınalmaktadırlar ve bundan etkilenmekte, çevrelerini etkilemekten hoşlanmaktadırlar,
* İnsanlar kalitenin, iyinin, güzelin bedelini düşünmeden ödemektedirler,
* Umulmadık insanlar, umulmadık malları, umulmadık yer ve zamanlarda satınalmaktadırlar...
Karar verme;
Evet, bütün bunlardan heberdarsınız, biliyorsunuz, belki bu sancıların tamamını değil ama birkaç tanesini kendinizde ya da firmanızda, markanızda hissediyorsunuz...
Peki;
* Ne yapacaksınız?
* Kimlerle yapacaksınız?
* Ne üretiyorsunuz, ne üretmelisiniz?
* Bu işi niçin yapıyorsunuz, neden yapmalısınız?
* Kimler için üretiyorsunuz, kimler için üretmelisiniz?
* Ne zamanlar üretiyorsunuz, ne zamanlar üretmelisiniz?
* Nasıl yapıyorsunuz, nasıl yapmalısınız?
* Nerede yapıyorsunuz, nerede yapmalısınız?
* Nerede satıyorsunuz? Nerede satmalısınız?
* Nasıl bir ortamda satıyor ya da sunuyosunuz? Bu ortam aslında nasıl olmalı?
* Kimlerle yapıyorsunuz, kimlerle yapmalısınız?
* Sizce bir değişim kaçınılmaz mı?
* Peki, bu değişim için yeterli paranız var mı? Kaynak yaratabilecek misiniz?
* Ya ekibiniz? Aralarındaki uyum? Firmaya bağlılıkları? Onlara yeterince güveniyor musunuz?
* Sizi kimler, hangi kurum ve kuruluşlar ya da çevreler destekleyecek?
* Ya, engelleyecekler? Rakiplerinizin tutumu ne olacak?
* Siz yeterli misiniz? Bilginiz? Ya, “vizyon”unuz?
* Dışarıdan danışman / lar’a ihtiyacınız olabileceğini (ekstra, daha yüksek bilgi transferi, “tarafsız göz”) biliyor musunuz?
Evet, şimdi tek tek bu soruların cevabını vermelisiniz... Ve, en zor aşama; Karar!
Daha çok firma içinden, alt kadrolardan ve yakın dış çevrelerden, hatta müşterilerden istek ve tepkilerle firma üst yönetimi arkadan, ileri doğru itildiğini hisseder... Bu bir güç’tür. Bu gücün karışımında;
* Müşteri,
* Rekabet,
* Değişim,
* İnanma, güvenme
bulunmaktadır...
Yönetim Danışmanları ve seçimi;
Çok dikkat etmek gerekiyor; “Yeniden Yapılanma” tehlikeli bir oyundur ve mutlaka dışarıdan danışmanlarla (Yönetim Danışmanları) yapılmalıdır.
Yönetim Danışmanları, firma doktorlarıdır. Bazen serbest, bazen bir danışmanlık şirketine bağlı olarak çalışırlar. Aynen bir insanın hastalandığında doktora gitmesi (hatta hasta olmasa bile, 6 ayda bir jirnekolog ya da dişçiye gidip, bir kontrolden geçmesi gibi) ya da bir otomobilin arızalandığında ya da sadece periodik bakım için servise götürülmesi gibi...
Yönetim Danışmanları genel olarak yüksek lisans, doktora ya da daha üst düzeylerde akademik ünvana sahip kişiler ya da büyük firmalarda uzun yıllar üst yönetici olarak çalışmış ve başarılı işler yapmış, kendi konusunda hem yüksek eğitimli, hem de yine kendi konusunda iş tecrübesi olan kişilerdir...
Firmanızda düşündüğünüz değişimi bir (ya da daha fazla) yönetim danışmanı ile gerçekleştirebilirsiniz. Ya da bir yönetim danışmanlığı şirketi yardımı ile... Peki, biliyor musunuz, seçeceğiniz ya da firmanızı / markanızı teslim edeceğiniz yönetim danışmanlarında öncelikle hangi özellikler olmalı?
Öncelikle, şu soruların cevaplarını arayın danışmanlarınızda;
* Bizzat kendi konularında yüksek eğitim almışlar mı, “+” akademik kariyerleri var mı? Akademik, teorik bilgiyi, pratiğe taşıyabilecekler mi? Bilgiyi bir güce çevirebilecekler mi? Bilgileri yeterli düzeyde mi?
* Danışmanlık yapacakları konularda, en az 10-15 yıllık iş tecrübeleri var mı? (Ayrıca, bir işi kaç yıl yaptıkları, bir işte kaç yıl çalıştıkları değil, o işi nasıl yaptıkları önemlidir, unutmayın!),
* Daha önceki yaptıkları çalışmalarda olumlu başarıları nelerdir (kişisel ya da firma olarak)?
* Vizyonları var mı?
* Genel kültür düzeyleri ne durumda?
* Bir dünya görüşleri var mı? Diğer ileri ülkelerde neler olup bittiğinden haberdarlar mı? Gelişmiş yabancı ülkelerde bulunmuşlar mı?
* Tarafsız olabilecekler mi?
* Güvenilir olacak, sır saklayabilecekler mi?
* Özellikle ve öncelikle kendileri, planlı-programlı, yazılı-çizili, disiplinliler mi?
* Kendilerini iyi sunabiliyorlar mı?
* Eğitim verebilecek yetenekleri var mı? (Değişimler çoğu zaman, bir dizi eğitimi de gerektirmektedir ve bilmek ayrı bir şey, öğretmek, uygulamak ayrı bir şeydir!)...
Bu konuda iyi bir karar verebilmenin zorluğunu mu hissediyorsunuz? O halde, çok yakınınız, başarılarına, fikir ve düşüncelerine güvenebileceğiniz başka bir işadamının, üst düzey yönetcinin ya da yine başka bir yönetim danışmanının görüş ve düşüncelerini alabilirsiniz...
Konu, dikkat edilirse, aynen bir hasta-doktor iletişimi gibi... Nasıl, bir operasyon gerektiğinde birkaç doktor ile görüşüyoruz, bir tanesine, bazı nedenlerle, bizde bıraktığı izlenimlere göre karar veriyoruz? Aynen öyle... En güvendiğimize...
Birkaç önemli konu!
“Kurumsal Kimlik” ve “İmaj” konularında “Kimlikler”den bahsetmiştik...
1- Gerçek Kimlik,
2- Sanılan Kimlik,
3- Algılanan Kimlik,
4- İstenen Kimlik...
Evet “Yeniden Yapılanma”larda da bu çok ciddiye alınması gereken bir konudur. İşte, “Dışarıdan bir göz” derken, bu kasdedilmektedir. Çünkü “içeriden bir göz”ün bunları hissetmesi, algılaması, hatta bazen ve çoğunlukla içerden bir kişinin gerçekleri söylemesi mümkün bile olamamaktadır. Yani size göre iyi olan birçok şey aslında kötü olabilmektedir ve firmalar en büyük hataları buralarda yapmaktadırlar. İşte bu yüzden “Yeniden Yapılanma” ve “Değişim”lerde firma dışından tarafsız bir yönetim danışmanının mutlaka görev almasının gerekliliğinin altını çizmek istiyoruz.
Bir diğer konu; bir “Yeniden Yapılanma”ya karar verildiğinde ve böyle bir sürece girildiğinde, firmanın en önemli işi bu olması, asla 2. plana atılmaması, hatta başlayıp ertelenmemesi gerektiğidir. Çünkü, her yenilik hareketi içinde, bu yeniliklerden rahatsız olabilecek kişiler (özellikle bu değişimlerde devre dışı kalabilecekleri korkusunu yaşayan üst düzey ve orta kademe yöneticiler...), gruplar ve iş çevreleri olabilmekte, bu değişimleri durdurmak, ertelemek için adeta pusuda bekleyebilmektedirler...

Bunun ne zararı olabilir?


Bunun en büyük zararı, firmanın imaj kayıplarıdır. Firmanın bu değişim süreci içinde yaptığı zig-zaglar, firma / markanın rota sapmaları, firma içinde çalışan personel, iş yapılan çevreler ve müşteriler tarafından şu veya bu şekilde derhal algılanmakta, bu durum bu hedef kitlelerin beyinlerine negatif kodlamalara dönüşmektedir. Bu bir yerde; istikrarsızlıktır da! Yani, başlanan bir şey mutlaka bitirilmeli, bitirilmeyecek bir şeye asla başlanılmamalıdır.
Bir diğer konu da; bu gibi riskleri en aza indirgeyebilmek için yapılan değişim çalışmaları tamamen bitirilmeden ve test edilmeden asla uygulamaya koyulmamalı, hatta planlamada saptanan stratejiler doğrultusunda, uygulamaya ya pilot bölgelerden başlayarak (deneyerek) geçilmeli, ya da belli zaman dilimleri içinde, adam adım değişim gerçekleştirilmelidir.

Sonuç olarak;

Bir “Yeniden Yapılanma” süreci, bir firma / markanın büyüklüğüne, küçüklüğüne, yapılmak istenen atılımın zaman sürecine ve hızına bağlı olarak 3-12 ay arasında değişebilmektedir. Bankacılık gibi devamlı değişim gerektiren sektörlerde ise, bu süreç çoğunlukla sınırsızdır. Önemli olan, yapılacak “Yeniden Yapılanma”nın ne anlama geleceğini, ne beklediğinizi, nereden nereye gideceğinizi ve amacınızı bilmeniz, gereken tüm şeyleri gerektiği gibi ve gereken kişilerle gerçekleştirmeniz, yeniliklere ne kadar açık olduğunuzu bilmeniz, cesaretiniz ve özgüveninizdir. İşte, “Yeniden Yapılanma”nın tüm başarısı bunlara bağlıdır...

“Yeniden Yapılanma”larda süreçler; Araştırma, Planlama,Uygulama ve Değerlendirme... Ve en zoru; Araştırma, Planlama...