İşyerinde problemler, “Kendi kendine motivasyon” ve “üst”lerle iletişim...

Hepimiz bir koşuşturma içindeyiz. Hergün bir sürü problemle uğraşıyoruz durmadan; hem kişisel, hem de yaptığımız işle ilgili... Ve çoğu zaman bunları kendi kendimize çözmek zorunda kalıyoruz ister istemez; bazen de kendi kendimizi motive ederek, bilerek ya da bilmeyerek...

İngiltere’de yapılan bir araştırma sonucu, erkeklerin %69’unun, bayanların %65’inin iyi motive edildikleri bir firmada ücretleri düşük olsa bile çalışabileceklerini ortaya koymuş... Bu küçümsenecek bir rakam değil. Yani insanlar, paradan daha çok işyerinde huzuru, mutluluğu tercih ediyorlar artık. Bu sadece İngiltere için değil, dünyanın her yeri için böyle. Bizim ülkemiz için de...

Özellikle personel motivasyonu düşük olan firmalarda verimsizlik kaçınılmazdır. Bu da personelde;
* En küçük bahanelerde işe gelmemeler, geç kalmalar,
* İşten kaçmalar,
* Tam saatinde işten çıkmalar,
* Devamlı olarak iş aramalar, çok sık işten ayrılmalar,
* “Takım ruhu” oluşturamamak,
* İşyerinin benimsenmemesi,
* Savurganlık,
* Karşılıklı saygısızlık
olarak derhal kendisini belli etmekte, göstermektedir.
Ancak firma sahipleri ve üst düzey yöneticileri sorguladığınızda, onlara göre genelde herşey mükemmeldir. Peki, o zaman neden bu kadar çok verimsiz firma var çevremizde? Neden gazeteler eleman (sirkülasyon) ilanlarıyla dopdolu? Neden insanlar devamlı olarak iş değiştirip duruyor? Neden çevremizde hiç kimse hemen hemen işinden hiç mumnun değil?

Yani her firma öyle ya da böyle kendine göre birşeyler yapıyor bu konuda ama acaba az mı yapıyor; çok mu?
Bu ne demek?

Motivasyon üzerinde çok dikkat edilmesi gereken bir şey. Bunun bir ayarı, kararı olmalı... Yani azı kadar, çoğu da zarar; ve mutlaka bunun “balans” edilmesi gerekir.
Firmaların saygınlık kazanmasında personel motivasyonunun önemi
“Şirketlerin Saygınlığı” ve “Kurumsal İmaj” çerçevesinde, firmaların işletme ve yönetimi ile ilgili olarak açıklamaya çalıştığımız konular içerisinde, yöneticiler ve personel ile ilgili bölümün oldukça ağır bastığını görürüz. Yani, “insan” unsurunun...

“Firma İmajı”, “Firma Saygınlığı” deyince de, bu çerçeve içinde önemli bir etkeni, motivasyonu ön plana getiriyoruz ister istemez.

Bir firmanın saygınlığını artırmak için, bazen çok uzun soluklu planlanmış çalışmalar yapmak gerekirken, bazen, sadece kurum içinde uygulanan iyi bir motivasyon bile yeterli olabilmektedir... Ancak bu motivasyonda başarı, sadece;
* Kaliteli elemanlar,
* İyi planlanmış, akılcı organizasyonlar,
* İyi planlanmış firma, birim hedefleri ve kişisel hedefler,
* Çalışanlararası iyi bir iletişim,
* Ast-üst beklentileri ve bunlardaki dengeler,
* Kariyer, yükselme şansı verilmesi,
* Eğitim olanakları,
* Çalışma alanlarındaki düzen,
* Ortak değerlerin oluşturulması, bunların korunması ve geliştirilmesi,
* Takım ortamı yaratılması,
* Takım liderlerinin oluşturulması,
* Çağdaş bir yönetim anlayışının benimsenmesi,
* Korumacılık,
* Güven,
* İyi niyet, anlayış,
* Sevgi, saygı,
* Adil düzen,
* Yeteneklerin değerlendirilmesi,
* Başarıların takdir edilmesi, yerinde ödüllendirmesi,
* İnsani ilişkiler ve
* Dostluk anlayış sağlandığında mümkün olabilmektedir. Ve iyi bir iş personele;
* Para,
* Sosyal çevre,
* Toplumda statü, saygınlık,
* Güven,
* Aktivite, performans (güç),
* Yaşama sevinci,
* Manevi iş tatmini, mesleki tatmin,
* Çeşitlilik, yenilikçilik, atılımcılık,
* Kişilik
sağlamaktadır. Zaten insanlar da hep bunların peşinde değil midir?!
İşyerinde, iş hayatında en çok karşılaşılan problemler, çözüm önerileri:
Hepimiz bir koşuşturma içindeyiz. Hergün bir sürü problemle uğraşıyoruz durmadan; hem kişisel, hem yaptığımız işlerle ilgili... Ve çoğu zaman bunları kendi kendimize çözmek zorunda kalıyoruz ister istemez; bazen de kendi kendimizi motive ederek, bilerek ya da bilmeyerek...

Şimdi burada, yine araştırıp, derlediğimiz, özellikle iş hayatımızda karşılaştığımız en büyük sorunlara bir gözatalım isterseniz; bir de çözüm yollarına...

a) İşiniz çok, yetiştirmekte güçlük mü çekiyorsunuz?
* Acaba size verilen işler normal düzeyde ama siz mi ağır çalışıyorsunuz? Önce bunu bir öğrenmeye çalışın,
* Yapamayacağınız işleri önceden, işin başında almayın, gerektiğinde “Hayır” demesini bilin,
* Yapacağınız işlerin listesini yapın, bunları konularına, önceliklerine göre sıralayın, organize edin,
* Planlama bir yetenek işidir. Yapamıyorsanız, iyi bilen birinden yardım isteyin,
* “Üst”leriniz ile görüşün, işinizin tam olarak ne olduğunu öğrenin, bir tanımını yapın, hangi işleri yapacağınızı, hangi işlerden sorumlu olduğunuzu kimden / kimlerden iş alacağınızı belirleyin,
* Zorunlu olmadığınız, size ait olmayan işleri üzerinize almamaya bakın...
b) Yetkisiz sorumluluk mu veriliyor?
* Yetkisiz sorumluluk olmaz. Sadece sorumluluk yüklenen işlerin sizi her zaman üzebileceğini unutmayın, sorumlulukları yetkileriyle birlikte almaya bakın.
c) İşiniz artık sizin için sıkıcı mı olmaya başladı?
* “Üst”lerinize tüm samimiyetinizle bu durumu anlatın, size yardımcı olmalarını rica edin. Belki firma içindeki başka bir bölüm ya da başka bir göreve verilmeniz konusunda size yardımcı olabilirler. Böyle bir değişiklik size iyi gelecektir,
* Çalıştığınız mekanın dekorunu ya da mümkünse odanızın yerini değiştirin,
* İşyerinize geliş-gidiş yolunuzu değiştirin, arada bir başka yolları kullanın,
* İşyerinden ya da dışarıdan değişik arkadaşlarla tanışın,
* Yaptığınız işi yeniden düşünün, planlayın, iş akışlarını değiştirin,
* İşinizi değiştiremiyorsanız, kendinizi değiştirin; akşamlarınızı, haftasonlarınızı daha başka değerlendirmeye çalışın, yeni hobiler edinin, değişik kurslara katılın,
* Boş zamanlarınızda diğer iş arkadaşlarınıza yardım edin...
d) Çevreniz gürültülü, bunaltıcı, çalışmaya müsait değil mi?
* Çevrenizin dekorunu değiştirin, yerleşimini yeniden düzenlemeyi deneyin,
* Havanın temizlenmesi, ferahlamak için birkaç tane canlı çiçek yetiştirin,
* Ayak seslerini emmesi için yerlere halı döşetin, duvarlara “Lütfen alçak sesle konuşun!”, “Sus!”, “Sigara içmediğiniz için teşekkürler!” gibi işaret / yazılar koyun),
* Herşeyi denemenize rağmen bu probleme etkili bir çözüm bulamıyor, birşeyi değiştiremiyor ve tahammül edemiyorsanız, son olarak, çalıştığınız departmanı değiştirmeye çalışın. Bu da mümkün değil, durum sağlığınızı da etkiliyorsa işinizi değiştirmekten başka bir çare yok gibi görünüyor...
e) Bilgisayarın içi karmakarışık mı?
* Bilgisayar kullanmak kadar içindeki düzenini de sağlamak ayrı bir beceri ister. Eğer herkes kendi mantığına göre bir düzen kurarsa işten ayrılmalar, birinin hasta olup işe gelememesi gibi durumlarda bilgisayarda aradığınız hiçbir şeyi bulamayabilirsiniz. Bu da size hem zaman kaybettirir, hem de “üst”lerinizin gereksiz yere sinirlerini yükseltirsiniz. Bunu önlemek için hemen tüm çalışanlar biraraya gelin ve bilgisayar kullanımında ortak bir “dil” oluşturun!
f) Devamlı olarak mesai bitimine yakın işler mi veriliyor?
* Hemen sinirlenmeyin, işin ne kadar acil olduğunu öğrenin,
* Ertesi gün yapalabilirliği olduğu halde sizden mutlaka hemen yapılması isteniyor ise bunun arkasında art bir düşünce olup olmadığını anlamaya, yorumlamaya çalışın, sorun varsa biriktirmeyin, hemen çözün!
* Geç gelen işleri mutlaka işe sabah erken gelip yapın, bitirin, başka zaman böyle bir iş verildiğinde, ertesi sabah erken gelip, derhal hallettiğinizi ve yetiştirdiğinizi hatırlatabilirsiniz...
g) İşyerinizde bazı kişilerle aranız pek iyi değil mi?
* İşyerinde tüm çalışanlar, sizin zevkinize, anlayışınıza göre seçilmiyor. Unutmayın; hayatta sadece bir kişiyi seçme şansımız var, o da; eşimiz! Bu yüzden işyerindeki herkesi sevmeniz olanaksız. Hatta sizden hoşlanmayanlar da olabilir. Ama siz yine de herkesle iyi olmaya çalışın.
* Sizden hoşlanmayan kişilerle “nötr” bir iletişim kurmaya çalışın. Yani ne iyi, ne de kötü olun. Daima yüz yüze iletişim kurmaya çalışın, işinizi konuşarak yapın, söyleyeceklerinizi önceden planlayın, kısa ve net konuşun, doğru bilgi verin, başkasıyla laf, not göndermeyin. Göreceksiniz, zaman içinde size alışacaklar,
* Bu kişilerin arkasından kesinlikle iyi ya da kötü konuşmayın, onlara açık vermemeye çalışın,
* Gerektiğinde onları takdir edin, teşekkür edin, altınızda çalışan birileri ise gerektiğinde ödüllendirin...
h) Sarkıntılık eden mi var?
* Uzun süre böyle birşeye tepkisiz kalmayın. Hemen tepkinizi gösterin ve böyle bir şeyin bir daha olmaması için ilk uyarınızı yapın. Devam ederse, “üst”lerinize bildirececeğinizi söyleyin,
* Bu arada durumu diğer arkadaşlarınıza da anlatın, onların da böyle bir davranış ile karşılaşıp karşılaşmadıklarını öğrenin, olay tekrar ederse üst yönetime durumu bildirin...
ı) Maaşınız mı az?
* Uzun süredir böyle bir sorununuz var ise, önce sebeplerini araştırın. Sizinle aynı ya da daha alt düzeydeki kişilere ödenen ücretleri öğrenin. Gerçekten bir adaletsizlik sözkonusu ise, uygun bir zamanda bu sorununuzu amiriniz ile konuşun, bir süre daha beklemeniz, sabretmeniz isteniyor ise bekleyin ama bu bekleyiş ve sözler birkaç kez tekrarlanmış ise ve değişen birşey yok ise, herhalde kendinize daha iyi bir iş aramaktan başka çözüm kalmıyor...
j) İşinizle ilgili bazı korkularınız mı var?
* İnsanlar bilmedikleri şeylerden korkarlar. Örneğin; bilmediğimiz bir mekanda bulunuyorsak karanlıktan korkarız. Çünkü tehlikenin nereden geleceğini bilemez, kestiremeyiz. Bu yüzden, öncelikle bilmeniz, bunun için de, öncelikle kendinizi eğitmeniz, eğitilmeniz gerekir. Bilgi güçtür; unutmayın!
* Bilmediğiniz, anlamadığınız konuları biliyormuş gibi göstermeye çalışmayın. Çevreniz bunun farkında ise, öncelikle çok komik duruma düşersiniz. Ne iseniz öyle davranın, sizden insanlar yapamayacağınız şeyleri istemesinler. Hiç kimse herşeyi bilemez ki?!
* Öğrenirseniz, bilirseniz, telaş da etmezsiniz. insanların en çok; panikten boğuluduklarını, kaza yaptıklarını unutmayın!
* Kimse mükemmel değildir. Üstelik belki birçok kimse, sizin bildiğiniz şeyleri de bilmiyordur; o gözünüzde büyülttüğünüz kişiler bile... Onlarla bir konuşun, görün bunun ne kadar doğru olduğunu!
* Kendinizi kendinizi küçük görmeyin. Başkalarından kim bilir ne kadar üstün yönleriniz var!? Öncelikle bunları bir görün, bulun ya da çevrenizdekilere sorun, ortaya çıkarın. Onlar söylesinler size doğrusunu...
* Bilmediğiniz, anlamadığınız işleri baştan üzerinize almayın, yapmaya kalkmayın,
* Bilmiyorsanız, öğrenmeye çalışın, sorun, utanmayın. Bilmemek değil, öğrenmemek ayıptır!
* Bilmediğiniz bir konuyu, öğrenmek istediğinizi samimiyetle yöneticinize söyleyin ve mümkünse kendisinden size, boş bir zamınında öğretmesini isteyin, rica edin,
* İşinize, size katkısı olacak eğitim programlarını ve kursları araştırın, gidin, öğrenin...
k) Üzerinizdeki gerginliği nasıl atabilirsiniz?
* Karşılıklı güven, gerçekliğe uygunluk, başkalarına saygı, soğukkanlılık, iç huzur ve iletişimde denge gerginliği ortadan kaldıran en önemli etkenlerdir. Ancak çevremizle, sadece kendimizden emin olduğumuzda ve kendimizi özgür hissettiğimiz zamanlarda etkili iletişimde bulunabiliriz.
* İletişimde özgürlük; bedenle başlar. Özgürlük; kişinin kendi kendini unutması, o kavramı düşünmeksizin bedenine soluk aldırabilmesidir. Çünkü bedenin özgürlüğü sözün özgürlüğünü de beraberinde getirmektedir, unutmayın!
l) Yazışmalarda bazı sıkıntılarız, sorunlarınız mı var?
Yazdığınız bir yazı, bir mektup, not ya da CV’nizin ilk görünümü hakkınızda bir sürü mesaj verir, bir imaj yaratır, biliriz. Eğer bu firmanız adına yazılmışsa, yine firmanız hakkında bir izlenim bırakır...
Yazılar, alıcıya olan saygı düzeyini, yazanın eğitim düzeyini gösterir, kalitesini, karakterini yansıtır, firma ise; kuruluşun olanakları, gücü, seviyesi, mantalitesi konusunda bir sürü mesaj verir... Bu nedenle, her türlü iş yazışmalarınızda;
* Bir yazı içinde, çok değişik yazı karakteri kullanmayın. Sadece bir karater kullanın!
* Değişik yazı düzenlemeleri yaparak, bilmeden komik durumlara düşmeyin,
* Sadelikten asla şaşmayın,
* Bilmeden yeni şeyler denemeyin, kuralların dışına çıkmayın,
* Yazıların sonuna isminizi yazmayı, imzanızı atmayı unutmayın. Tabii yazının en başına da tarihi atmayı ve yazıyı kime hitaben yazdığınızı...
* Yazılarınızda mümkünse tek sayfa veya az sayfa kullanın. Kimsenin uzun uzun birşeyler okumaya artık zamanı yok. Kısa ve öz olun!
* Daha önceki yazdığınız yazıdan gereksiz alıntılar yapmayın,
* Gereksiz, anlamını bilmediğiniz kelimeler kullanmayın, konu ile ilgisi olmayan ayrıntılardan kaçının,
* Kolay anlaşılır olun,
* Etkileyici, güçlü olun,
* Nazik ve içten olun...
* Zarf dışına (varsa) gizlilik derecesini belirtin,
* Görev isimden sonra gelmeli, unutmayın,
* Kuruluşun kısaltılmış ismi /açık ismini yazın,
* Davetiyeleri ve tebrikleri mümkünse el yazısı ile yazın...
“Üst”lerinizle olan iletişiminiz nasıl?
Devamlı olarak; “Herşeyin başı; sevgi!” diyoruz. Ne yaparsak yapalım, eğer bir işin tek başına sahibi değil isek, mutlaka üzerimizde birileri var. Ve biliyoruz ki, “üst”lerimizle olan ilişkilerimizi, iletişimimizi, “ast’”larımızla olandan daha çok önemli. Ve onları sevmediğimiz, saymadığımız sürece yaptığımız işte bir başarı elde etmemiz mümkün değil. Tabii onların da!
Şimdi, isterseniz bir test edelim bunu, kendimizi;
* Amirinizi seviyor musunuz?
* Onu ne kadar iyi tanıyorsunuz?
* Çevresini iyi tanıyor musunuz?
* Onun işletme içindeki sorumluluklarını ve tam olarak neler yaptığını biliyor musunuz?
* Sizin bazı iş toplantılarına katılmanıza izin veriyor mu?
* Görüşlerinize önem veriyor, değerlendiriyor, kendi görüşlerini sizinle tartışıyor mu?
* Yeterli olmadığınız konularda sizin eğitiminiz için çareler düşünüyor mu?
* Onun için önemli günleri not ediyor, izliyor musunuz?
* Onun adına bazı araştırmaları, ön çalışmaları yapabiliyor musunuz, bunlara izin veriyor mu?
* “Ast-üst” ilişkileriniz nasıl?
* Firma içinde ve dışında, gerektiğinde onun için “filtre” görevi yapabiliyor musunuz?
* Onu ilgilendiren bilgileri organize edebiliyor musunuz?
* Arada bir sizinle yemek yiyor mu?
* Kişisel hedef ve hırslarını anlıyor ve bunların şirket hedeflerine, firma kültürüne uyup-uymadığını görebiliyor musunuz?
* Onun yokluğunda doğabilecek, her türlü sorunu en iyi şekilde çözümleyebileceğinize güvenerek rahatça tatil yapabiliyor mu?
* Onun zamanını verimli bir şekilde kullanmasına yardımcı olabiliyor musunuz?
* Ona tam olarak güvenebiliyor musunuz? Ona yeterince bağlı mısınız?
* Hem iş, hem de özel konularda size önemli açıklamaları güvenle yapabiliyor mu? Sizi bir sırdaş olarak görüyor mu?
* Onun iş ve özel hayatı için gerekli bilgileri yazılı bir yerlerde gördüğünüzde kendisine iletiyor musunuz?
* Onun iyi bir “sağ kol”u olduğunuza gerçekten inanıyor musunuz?
Evet, bunların çoğuna olumlu cevaplar verebiliyor iseniz ne mutlu size. Ama siz yine de ölçülü davranın, mesafeli olun, saygılı olun, iş arkadaşlığı ile özel hayattaki arkadaşlığı, dostluğu birbirine sakın karıştırmayın. Daha çok duygusal değil, mantıklı ve profesyonelce düşünün!