Lobicilik; bir fikri benimsetme, istediğini kabul ettirme işi...

Lobicilerin kendi felsefelerine uygun bazı fikirleri, hedefledikleri bazı kişilere, kurum ya da kuruluşlara kabul ettirebildiklerini görürüz. Hatta bazı işlerin yapılması ya da yapılmaması konusunda önemli roller de oynayabilirler.
Lobicilik siyasi platformda incelendiğinde, bazı aydınlarca; “Milliyetçiliğe dayanan illegal ve legal faaliyetler”, bazılarınca ise; “Pratik, etkin çözümler getiren yapısal davranışlar bütünü” olarak tanımlanmaktadır.
Çeşitli kaynaklara ve ansiklopedilere göre ise; bunlardan bazıları, Lobileri daha çok siyasal açıdan ele alıp, “İstediğini kabul ettirmeye çalışan gurupların, çıkarları doğrultusunda hareket eden, resmi çatıda gayri resmi olan kurumlar” olarak açıklarken, bazıları ise; “Bazı kişilerin parlamento koridorlarında, nüfuzlu çevrelerde ve basın yoluyla, bazı kişi ve gurupları belli çıkarlar doğrultusunda etkileme, hatta baskı biçimleri oluşturma çalışmaları” olarak açıklamaktadır.
Evet, Lobiciliği incelediğimizde, Lobicilerin zaman zaman bazı baskı gurupları oluşturarak, kendi felsefelerine uygun olarak bazı fikirleri, hedefledikleri kişilere, kurum ve kuruluşlara kabul ettirebildiklerini görürüz. Hatta bu guruplar, bazı işlerin yapılması ya da yapılmaması konusunda önemli roller de oynayabilirler.

Lobiciliğin tarihine şöyle bir göz attığımızda, Lobilerin, Birinci ve İkinci Dünya Savaşı sonrasında bazı din, dil, ırk ve ülkelerin, uluslararası (bunlara daha sonraları iş dünyası da katılmıştır) bazı anlaşmazlıklar sonucunda doğduğunu, sonra da özellikle Amerika’da yasal bir meslek, bir güç haline geldiğini görürüz. Lobilerin elde ettikleri özellikle siyasal gücün, öncelikle birbirine bağlılıkla, sonra maddi bir güç ile elde edildiğini görürüz. Bu Lobilerin başlıcaları;
* Zengin Lobileri,
* Siyasi Lobiler,
* Kültür Lobileri,
* Siyah-Beyaz (Irk) Lobileridir.
Bunlara birkaç örnek isim de verecek olursak, en başta;
* D.Y. FF001,
* Farrakhan’s Devil,
* Enation Plug Club,
* Greece Peace,
* Tyrex Lions ve
* Martin Luther CC’i sayabiliriz...

İlk Lobiler

Lobiler en çok Amerika’da odaklanmıştır. Bunun en büyük sebebi, ABD’nin din, dil, ırk açısından birçok değişik insan topluluğunu bünyesinde barındırması olarak gözlemlenmektedir.
Söz yine ABD’den açılmışken, dünya üzerinde Lobicilik faaliyetlerinde en eski ve köklü Lobilerin; Yahudi Lobisi ve Rum Lobisi olduğunu söylemeden de geçemeyiz. Ve şu anda, gerçek anlamda Lobicilik faaliyetlerini Birinci Dünya Savaşı öncesi başlatan ve asıl ismi “Yahoda’nın Şehitleri” olan Yahudi Lobisi’nin, tüm çalışmalarını büyük bir maddi ve manevi düzen içinde uzun yıllardan beri de sürdürdüğünü görürüz.

Kendi kendine Lobicilik

Üç haftadır “Lobicilik”i inceliyoruz. Lobiciliğin öncelikle siyaset sahnesinde, daha sonra iş dünyamızda nasıl bir güç oluşturduğunu anlatmaya çalışıyoruz.
Aslında bizler ister iş hayatımızda, ister özel hayatımızda olsun, bu işi bilerek ya da bilmeyerek kendimizi bildik bileli hep yapıyor, birçok değişik teknikler kullanarak günlük hayatın içinde bazen iniyor, bazen de çıkıyoruz ve hep haklı, hep üstte kalmak için bir çok yola, yönteme başvurmuyor muyuz?
Yani bir anlamda, kendi çapımızda hepimiz Lobicilik yapıyoruz. Aleyhimizde ortaya çıkan ya da gelişen bir olayı lehimize çevirmek için gayret gösteriyoruz ve zaman zaman çevremizdeki insanları kendi çıkarlarımız doğrultusunda “manipüle” etmeye çalışabiliyoruz.
Bu dünyanın her yerinde böyle; belki de insanın doğası gereği... İşte bu, başkaları adına yapılan profesyonel bir mesleğe dönüşünce de adı; “Lobicilik” oluveriyor...
Bu yüzden bu araştırma yazımızı hazırlarken, bir yandan Lobiciliği anlatırken, bu mesleğin inceliklerine girerek, bunun iş dünyamızla da, günlük hayatımızla da uygulanan yöntemleri açısından ne kadar benzeştiğini göstermeye çalışıyoruz.
Yine işin “püf” noktaları

Lobiciliğin yöntemlerine, “püf” noktalarına yine şöyle bir gözatacak olursak, Lobicilik faaliyetlerinde çeşitli kurumlar, sosyal dernekler ve sivil toplum örgütleriyle yapılan işbirliklerinin ne kadar önemli olduğunu görürüz... Bu bir anlamda, Lobiciler için bir güç birliğidir de... İşinde başarılı olmak istiyen lobiciler, her konuda olmasa bile bazı konularda, böyle ekonomik, politik, sosyal, kültürel guruplarla işbirliği yapmak, bazen de çeşitli görevler üstlenmek zorundadırlar.
Ancak bazı guruplara girmek her zaman öyle pek de kolay olmamaktadır. Bu bazen uzun soluklu planlı bir çalışma sürecini ve istikrarı, hatta bazen de uzun süreli bir sabrı gerektirebilir; bu guruplardan bazıları Lobicinin hayat görüşüne, fikirlerine uymasa bile...

Usta Lobiciler her çeşit ortam ve guruplar için değişik strateji ve planlar uygularlar. Bu gurupların özlerindeki felsefeleri en iyi şekilde öğrenirler, onlarla her zaman onların beklentilerine uygun bir iletişim içinde bulunurlar. Bu gereklidir de... Bu iş bazen, hatta çoğu zaman esnek olmayı da gerektirebilir ve bu bazen çeşitli tavizler vermeye kadar bile varabilir... Ancak bunların zamanlamalarını en iyi ayarlayabilmek de ap ayrı bir iştir...
Aslında çok zor bir iş, farklı fikirlere sahip insanlar ve guruplarla iyi, etkili iletişimler kurabilmek... İşte bu nedenle bir lobici, her türlü eleştirilere, olumsuzluklara hazır olabileceği gibi ve her türlü yeni fikirlere de açık olabilmelidir.
Başarısızlığın başarıya dönüşümü

Bazen mutsuzluk, bazen stres, gerginlik, hatta bazen üzüntü bile olsa Lobicilikte paniğe asla yer yoktur.
Zaten biliriz; bilmeyen insanlar paniğe kapılır! Bu yüzden bir Lobicinin de en büyük silahı; bilgidir.. Her şeyden önce bir Lobici, üzerinde çalıştığı konuyu iyi bilmeli, bu saha içindeki kişi ve gurupları iyi tanımalı, ne zaman, ne yapabileceğini iyi bilmeli, iyi tahmin edebilmeli, asla pes etmeyi aklından bile geçirmemelidir. Ve her zaman, her koşulda yeni stratejiler üretebilmeli, yeni planlar da yapabilmelidir bir Lobici... Bu nedenle başarısızlıkların birer başarıya dönüşmesi Lobicinin donanımının kuvvet derecesine bağlıdır. Ancak bilinmelidir ki, bazı çalışmalar başarısızlıkla sonuçlansa bile, bu başarısızlığın içinde mutlaka az da olsa benimsenecek bazı olumlu fikirler olabilir. Hatta bu küçük, bazen kabul görmüş fikirler çoğu zaman daha sonraki yapılacak Lobicilik çalışmalarında temel taşları bile oluşturabilir... Yani bir Lobicinin her zaman yeniden başlayabilecek bir gücü kendinde her zaman bulabilmesi de gereklidir!

Lobicilikte başka yöntemler


Günlük hayatımızda, tanıdığımız çevreler içinde yaptığımız Lobicilik faaliyetlerini bir anlamda “kulis yapma” olarak da tanımlayabiliriz. Ama herkesin kendine göre bazı yöntemleri vardır tabii ki bu işte... Bazı insanlar direkt yöntemleri seçerlerken (uzun yollar mesajların iletilmesini zorlaştırabilir, mesajlar bozulabilir, amaçtan uzaklaşılabilir), bazıları ise endirekt yöntemleri tercih edebilirler. Sabırlılar, riski sevmeyenler ve temkinliler uzun yolları tercih ederlerken, sabırsızlar, cesaretliler ise kısa yolları tercih etmektedirler.
Yine ABD’ne dönecek olursak; bir dönem, ünlü Lobici Sam Ward’ın hedeflediği kişilere verdiği pahalı yemekler en iyi yöntemlerden biri olarak görünür, bilinirken, bazı Lobiciler hedefledikleri kişiler için daha çok pahalı hediyeleri tercih ederlerdi.

1980’li yıllara gelindiğinde durum biraz değişmiş, Tenis Kulüpleri ve Tenis maçları moda olmuştu... Bu ortamlar siyasetçiler ile Lobiciler için en iyi iletişim kurulan mekanlar olmuş, halen de olmaktadır.
Evet, göründüğü gibi bu işin de bir modası olabilmektedir. Son zamanların modasına bir baktığımızda ise; “Endirekt Lobicilik Faaliyetleri”ni ve doğallığı (herşey sanki normal şartlar altında, hatta bazen tesadüflerle gerçekleşiyormuş gibi davranma, iletişim kurma şekli) görmekteyiz.

Ve medya kampanyaları

Lobicilik faaliyetlerinin, mutlaka medya yoluyla da desteklenmesi şarttır. Bu bazen bir haber olabilir, bazen de büyük kitleleri de kendi safına çekebilmek için binlerce dolara malolabilecek, bizzat gazetelere ya da televizyonlara verilecek özel ilanlarla donatılmış reklam kampanyaları olabilir. Bunların en başlıcaları Lobicilikte;
* “Good will” (iyi dilekler),
* Saldırgan Medya Taktiği ve
* Savunucu Medya Taktiği
olarak tanımlanmaktadır.
“Good will”de hedeflenen kitle / kişiler üzerinde olumlu izlenimler uyandırmak hedeflenirken (iş dünyasında marka oturtmak / tutundurmak amacıyla tercih edilebilir), “Saldırgan Medya Taktiği”nde başka bir Lobiyi önlemek ya da rakiplerin yapacakları Lobi çalışmalarını zayıflatmak için kullanılmaktadır.

“Savunucu Medya Taktiği”nde ise, yeni başlatılan ya da gelişmesi durdurulamayan çalışmaların yavaşlatılması amacıyla uygulanmaktadır. Ancak medya kampanyaları, daha çok, az gelişmiş, fazla güçlü olmayan ama maddi açıdan kuvvetli Lobilerin kullandıkları en önemli yöntemler sınıfına girmektedir...

Her ne şekilde olursa olsun, aslında amaçları, sorunları, çözüm yolları doğru saptanmış, dürüstlüğe dayalı, gerçekler üzerine konumlandırılmış her çeşit düşünce, er ya da geç, mutlaka istenen çevrelerden gerekli desteği alabilmektedir. Bu unutulmamalıdır. Önemli olan, bir düşünceyi, olması gerektiği gibi dile getirebilmek, gerektiğinde yazıya dökebilmek ve konu / problem / fikir / felsefeyi gereken kişilere ve guruplara en iyi şekilde anlatabilmektir. Zaten bu nedenlerle Lobiciliğin gelişmediği ya da resmi olarak bir iş, bir meslek olarak yapılamadığı ülkelerde bu işler gerektiği zamanlar, ağırlıklı olarak Halkla İlişkiler şirketleri tarafından, bazen de bünyelerinde Halkla İlişkiler departmanı olan Reklam Ajansları tarafından yapılmaktadır.

İşi burada yeri gelmişken Halkla İlişkiler (PR) boyutunda incelemeye çalışırsak, ilk akla gelen, ana prensipler olarak, yine “birşey”i sevdirmek, insanlara sevgiyle benimsetmek, her zaman öncelikle olumlu, yapıcı ve ılımlı olmak, baskı oluşturabilecek gurupları karşımıza almamak olarak görünmektedir.
Doğaldır ki, iyi araştırılmış, stratejisi çok iyi bir şekilde belirlenmiş ve planlanmış, sistematik bir biçimde yürütülen, basının ve baskı guruplarının desteğini alan bir “PR” çalışmasının (ya da kampanyasının) başarıya ulaşması da kaçınılmazdır.

Tabii burada Lobinin;
* Mali durumu,
* Gelir-gider dengesi,
* Sistematik yapısı,
* Yönetmelikleri,
* Din, dil, ırk, millet gibi “biz” olgusunun kuvvet derecesi,
* Siyaset ya da iş dünyasındaki güç,
* Çevre ile iletişim, etkileşimi,
* Alınan yardımlar,
* Kurumsallaşma ve
tüm bütün bunların bileşimi ile ortaya çıkan gücü çok önemli ve başarıyı destekleyici olmaktadır.