Kişilerarası İletişim’de “Beden Dili”...

Sebepsiz gülmek; bir akıl hastalığının işaretidir! Ama bir nedene bağlı olarak gülmek, gülebilmek; “Kişilerası İletişim”de sağlıklı bir ruh yapısını, mutluluğu, kendisiyle barışık bir kişiliği ifade eder... Bu yüzden “ast”larınızın yanında bile olsa, kendinizi tutmayın ve yeri geldiyse gülün. Gülebilin!

Günlük hayatımızda çevremizde bulunan insanlarla yaşadığımız kişilerarası iletişimin önemli bir bölümünü “sözsüz iletişim” oluşturur. “Beden Dili” dediğimiz bu iletişim şekli, belki de ilk anlaşma aracı, ilk dil olmuştur insanlararasında...
“Beden Dili”mizin, duygularımızı, düşüncelerimizi, isteklerimizi, karşımızdaki insanlara iletmemiz konusunda oldukça etkili olduğu hepimizce bilinmektedir. Çünkü ruh, bedenle bir bütündür.

Bir yabancı dil öğrenmek oldukça zordur; uzun zaman ve emek harcamak ister... Beden dili için de belki aynı şeyleri söyleyemeyiz ama insanlararası iletişimin her geçen gün daha çok önem kazandığı günümüz dünyasında, bu dili de öğrenmek neredeyse bir gerekliliktir. Ve son planlarda yeralmaması gereken bir konudur.

Çünkü biliyoruz ki, özellikle iş dünyamızda, işimiz gereği iletişim içinde bulunduğumuz insanlar, bizim onlarla sözlü olarak sağladığımız iletişimin dışında da birçok şeylere (davanışlar, tavır ve hareketler...) dikkat ediyor. Ve bizimle buna göre bir daha görüşüp görüşmemeye ya da bir iş yapıp yapmamamaya karar verebiliyorlar.

Duygular kolay gizlenemez!

Yani Beden Dili de, inceliklerini öğrenmemiz gereken önemli bir konu. Özellikle kişisel imajımız için.
Çünkü gerçek duygularımızı, düşüncelerimizi kelimelerin ardıına gizleyebiliriz ama bedenimizin söylediklerini asla gizlemek mümkün değil!

İnsanlar sadece konuşmaları, konuşma tarzları, seslerindeki tonlar ve konuşmalarındaki vurgular ile değil bu sırada yüzlerinin aldığı ifadeler, bakışları, el-kol hareketleri, duruş, oturuş biçimleri, verdiği pozlar ve yürüyüş biçimleri ile de karşısındakilere birsürü değişik mesaj vermektedirler. Konuşma dışındaki bu mesajlar bütün içinde oldukça büyük yer tutmaktadır.

Bazen insanlar, duygularını, düşüncelerini sözlü olarak ifade etmekten aciz durumlarda kalabilirler. Hatta bunu bazen gizlemeye bile çalışabilirler. Ancak içinde bulundukları ruhsal durumu, o kişilerin sadece gözlerine, surat ifadelerine bakarak bile pek ala anlamamız mümkündür.

Omuzların dili

Dik ya da çökmüş...
Dik duruş ve gergin omuzlar; kendine güven ve güç gibi mesajlar verirken, bu tarz kişilerin diğer insanlarla, çoğunlukla sağlıklı iletişimler kurdukları, kendi haklarını iyi savundukları kadar karşısındakilerin haklarına da saygılı oldukları görülmektedir.

Düşük omuzlar, öne eğik bir vücut...

Bu, diğer davranışlarla da birleştirildiğinde; cansızlıklık, uyuşukluk, hastalık, üzüntü, kendine güvensizlik olarak algılanmakta, bu da diğer insanlarda, o kişiye yardım etme, koruma gibi karşı eylemlere dönüşebilmektedir.
Bir de omuzların daha da arkaya doğru gittiği durumlar vardır;
Bu da, o kişinin herhangi bir olumsuz duruma şiddetle tepki gösterebileceğini ifade eder.
Bu kişiler (genellikle!) başkalarının haklarına da pek az saygılıdır ve çevrelerinde devamlı olarak rahatsızlık, huzursuzluk yaratabilirler!

Davrandığımız gibi hissediyoruz!

“İnsanı giyim yürütür, para konuşturur!” diye bir laf var; yapılan bazı araştırmalar da bunu kanıtlamaktadır! Yani, biz içimizden geldiği gibi davrandığımızı sanarken, aslında dış etkenler davranışlarımızı, hislerimizi yönlendirmektedir! Yani biz içimizden geldiği gibi davranmıyoruz, davrandığımız gibi hissediyoruz da diyebiliriz.
Değiştirilen bir saç modeli, temiz, uyumlu ve şık bir giyim, pırıl pırıl boyalı ayakkabılar, keyifli bir duş, yeni bir otomobil bize bir doping etkisi yapmaz mı!? Özellikle birçoğumuz canımızı çok sıkan bir durum olduğunda, hemen alış-verişe çıkıp, kendimize yeni birşeyler almaz mıyız?!

Ve “Gülmek” üzerine...

Bir Yahudi atasözü var; “Gülmesini bilmeyen ticaret yapamaz!”...

Bize küçüklüğümüzden beri fazla gülmememiz öğretilir ve az konuşmamız... Bu, zaman içinde az konuşan asık bir surat, çatık bir kaş, ne zaman ne yapacağı belli olmayan, hislerini ortaya koymayan bir kişiliğin oluşmasına sebep olabiliyor oysa... Bu, tabii ki, “İnsanlar durmadan gülsün, çok konuşsun” demek değildir! Önemli olan, bunların yerinin ve dozlarının iyi bir şekilde ayarlanmasıdır. Ve bunun öğrenilmesi, bilinmesidir.

Özellikle iş hayatımızda; yüzümüzdeki iyi bir ifade, dudaklarımızdaki hafif bir tebessüm, birçok konuyu rahatça halledebilmemiz için bize her zaman “artı” bir puanlar kazandırabilir! Ancak sebepsiz gülmek, bir akıl hastalığının işaretidir tabii ki! Ama bir nedene bağlı olarak gülmek, gülebilmek, sağlıklı bir ruh yapısını, mutluluğu, kendisiyle barışık bir kişiliği ifade eder... İşte bu yüzden yeri geldiyse gülün. Ama yeri geldiyse... Göreceksiniz; bulunduğunuz ortamda pozitif bir elektrik oluşacak, kişilerarası iletişimde ortak bir huzur, birliktelik ruhu, dürüstlük, açıklık gibi, özellikle işyerlerinde motivasyonu olumlu yönde etkileyen bu katkı maddesi kendiliğinden sağlanmış olacaktır.

“Birlikte eğlenemeyen insanlar bir gelecek kuramazlar!”

Bu güzel söz de, kişilerarası iletişimde büyük anlamlar ifade ediyor; hem özel hayatımız, hem de iş hayatımız için...
Neden, iş çıkışları, arada bir, birkaç iş arkadaşı ile birşeyler içmek, birşeyler yemek ya da biraz eğlenmek için biryerlere gitmek, buralardaki paylaşımlar işyerinde olumlu yansımalara dönüşür?

Neden toplu iş yemekleri, toplu eğlenceler, geziler, piknikler çok önemlidir firmalar için?
“Birliktelik Ruhu, “Takım Ruhu” başka nasıl oluşturulabilir işyerlerinde?
Bunlar “Personel Motivasyonu”nun temel taşları değil midir?

Jestler ve mimikler

Birşeylere bağlı olarak, yüz kaslarının oluşturduğu ifadeler; mimikleri, el, kol, ayak, bacak, baş ve bazen vücudun sergilediği hareketler ise jestleri oluşturur... Bunlar ülkeden ülkeye, toplumdan topluma bazı değişik anlamlar ifade etseler de temelde büyük anlam benzerliği taşırlar. Örneğin insanların güldüğü şeyler bazı ülkelerde değişse bile...
Tekrar “Jestler ve Mimikler”e dönecek olursak, bunlar; birisiyle konuşurken, selamlaşma, tokalaşma, göz kırpma, başı sallama, elleri, kolları kullanma, bacak bacak üstüne atma olarak tanımlanabilir. Hatta bunlara beklenmeyen hapşırmaları, kaşınmaları, konuşmasından sıkıldığımız bir kişinin karşısındaki esnemeleri (elimizde olmayan refleksler!) bile dahil edebiliriz.

Ne mi yapmalı?


Arada bir, aynaya baktığınızda, suratınızdaki genel ifadeyi şöyle bir gözden geçirin; çatık bir kaştan, ruhsuz, sinir bozucu bir surattan kurtulmaya çalışın, genel duruşunuzu bir gözden geçirin... Hepsinden önemlisi, zaman zaman çok yakın dostlarınızdan sizi değerlendirmelerini isteyin! Kızmadan, alınmadan dinleyin ve bunları iyice bir değerlendirin... Ve zaman geçirmeden, tespit ettiğiniz yanlışlarınızı düzeltmeye çalışın; daha çok sevilmek, saygı görmek, daha verimli bir çalışanlar grubu oluşturmak ve öncelikle kendi benliğinizde başarılı olmak için..