Bazen, istersek kelimeleri gizleyebiliriz ama “Beden Dilimiz”i asla!

Sadece dudaklarımızdan dökülen sözcüklerle konuşmuyoruz. Oturuşumuz, kalkışımız, yürüyüşümüz, başımız, ellerimiz, kollarımız, gözlerimiz... Bunların hepsi birarada, her an konuşuyor, karşımızdaki insanlara birşeyler söylüyor; biz istesek de, istemesek de. Ve çoğu zaman onları denetleyemiyoruz bile...

Günlük hayatımızda konuşma dilimiz kadar “Beden Dili”miz de önemli bir yer tutar. Çoğu zaman düşencelerimizi saklama ihtiyacı hissediriz ve bunu kelimelerle ifade etmemeye çalışırız. Ancak “Beden Dili”miz için aynı şeyleri söyleyemeyiz. Çünkü o biz bazen istemeden de karşımızdakilere birçok şeyi söyleyebilir, bizi zor durumlarda bırakabilir
.
Neler mi olabilir bunlar?!

Önce “Oturuşlar” ile ilgili birkaç şeye gözatalım;
* Bir sandalye ya da koltuğun ucuna oturmak; “Hemen kalkacağım, gideceğim, fazla zamanım yok!”,
* Devamlı saate bakmak; “Bir yerde randevum var, geç kalacağım, çıkmam lazım”,
* Otururken devamlı yaylanmak; bir konudan duyulan huzursuzluk, endişe,
* Bir koltuğa çok rahat bir şekilde oturmak; “Ben burada uzun bir süre oturacağım, vaktim var!”
* Dik oturuş; sağlık, canlılık,
* Omuzlar çökük, kambur bir oturuş; yorgunluk, sağlıkla ilgili bazı problemlerin olabileceği,
* Otururken ayakların ileri doğru uzatılması; mutluluk, memnuniyet, bulunulan yerdeki rahatlık,
* Kapıya yakın oturma; kişilikte “özgüven”in düşüklüğü,
* Merkezi yerlerde rahatça oturma; kendine güvenen, kendisiyle barışık bir kişilik,
* Karşısındaki kişi ile konuşurken kendini geri geri çekmek; o insanla iletişim kurmaktan zevk almamak,
* Zamansız esnemek, kaşınmak, hapşırmak; konuşulanlardan hoşlanmamak, orayı terk etmek istemek...
İşte bu hareketleri bazen farkında olmadan, elimizde olmadan yapıyoruz ve karşımızdaki insanlara birsürü değişik mesajlar verebiliyoruz; biz istesek de istemesek de...
Yüzümüzdeki ifade
Yüzümüzdeki kasların oluşturduğu ifadeler, çoğunlukla duygularımızla bir koordinasyon içindedir. Hüzünü, sevinci, ızdırabı, yalanı, keyifi, mutluluğu, öfkeyi, korkuyu, tiksintiyi, hayreti, herşeyi yansıtır yüzümüz...
İnsanların doğasında vardır bu yüz ifadeleri... Ve bu hareketleri biz öğrenerek yapmayız, uygulamayız. Bunun böyle olduğunu 6 aylıktan itibaren bebeklerde teşhis edebiliriz. Hatta bu ifadelerin bir kısmı bazı hayvanlarda bile doğuştan, yaradılıştan mevcuttur.

Gözler

Aslında gözlerimiz vücudumuzda en küçük alanı kapsayan organlarımız; ama onlar her zaman binbir anlam yüklüdür... Aslında her türlü duygu ve düşünceyi sadece onlara bakmakla bile anlayabiliriz; sevgiyi, aşkı, kini, nefreti, korkuyu, üzüntüyü; herşeyi (“Gözler yalan söylemez!”)...
Gözler;
* Çapraz-yukarı baktığında bir konu hakkında düşündüğümüzü, bir karar aşamasında olduğumuzu,
* Boynumuzu eğip, aşağı baktığımızda suçluluğu, hüznü, saygıyı,
* Başı çevirmeden sağa ya da sola baktığımızda; ilgimizi çeken, bir anda farkedebileceğimiz bir şeyi,
* Parlak baktığında; sağlık, dinamizm, enerjikliği,
* Cansız baktığında; hastalığı anlatır bizlere...

Başımız

Başımızla yaptığımız hareketler gerçek duygularımızı ortaya koymamız açısından büyük önem taşır. Özellikle baş hareketlerimizle, karşımızdaki insanlara; bazen onları cesaretlendirici, bazen destekleyici, bazen de reddedici mesajlar veririz.

Birisi konuşurken;

* Başımızı kaldırmadan önümüzdeki işle ilgilenmemiz ya da başka bir tarafa bakmamız; o kişinin konuşmasının bizim için pek birşey ifade etmediğini, o kişiyi ve söylediklerini pek önemsemediğimizi (bazen de; suçluluğumuzu),
* Birisi konuşurken, onu dinlerken, başımızı hafifçe aşağı-yukarı sallamamız onun söylediklerini onayladığımızı, görüşlerine katıldığımızı ifade eder.

Eller ve parmaklar


Özellikle ellerimiz, kendimizi ifade etmemiz konusunda en etkili organlarımızdır! Hatta ellerimizin biçimi...
Beceri yeteneğimiz, beynimizdeki gelişmelerle bir parallellik gösterir. Bazı insanların sadece ellerine bakmakla bile onun mesleğini tahmin edebiliriz.
Parmaklarımız ile birşeyi tutuş biçimimiz, dokunuşlarımız, okşayış tarzımız, bir şeyi ya da bir kişiyi itmemiz, birisiyle tokalaşırkan tutuş, kavrama, sıkma hatta sallama biçimimiz, bunlardaki şiddet ölçüleri birçok şey ifade eder.

El-kol hareketleri

El-kol hareketlerimiz, konuşmalarımıza vurgu ve ritm katarak, düşüncelerimizin duygusal tonunu yansıtır, önemli noktaları bu hareketlerimizle vurgularız.
Çoğunlukla konuşmalarımızı destekleyen bu hareketleri yapmak bizim için o kadar doğaldır ki, zaman içinde bu hareketleri karşımızda biri yokken, telefonla konuşurken bile yaparız.
Konuşmalar dışında, örneğin bir masada oturan işadamının ellerini ensesine kenetleyip arkaya doğru yaslanması; “Ben buranın sahibiyim, burada benim sözüm geçer!” ifadesini verirken, yürürken ellerin arkada kavuşturulmuş olması otoriteyi temsil eder! Öğretmenler, subaylar, polisler zaman zaman böyle yürümezler mi?
Ya ellerin birbirine sürtülmesi?!
Daha çok bir yerden iyi bir para beklediğimiz, bu kesinleştiği zaman ya da herhangi bir konuda önemli bir şeye karar verdiğimiz zaman yaparız bu hareketi!
Bir konuda ani, endişeyle karışık bir hayrete düştüğümüz zaman ise, elimiz hemen alnımıza gider ya da bazen elimizle ağzımızı kapatırız!

Ve bacak bacak üstüne atmak

Yazımızın başında, oturuşlarla ilgili birçok konuya değinmiştik ama bacak bacak üstüne atmak, bunların biçim de birçok şey ifade eder... Örneğin bizim toplumumuzda büyüklerin yanında bacak bacak istüne atmak bir saygısızlık ifadesi iken, bazı batılı ülkelerde işyerinde ayaklar masa üzerine bile uzatılabilmektedir!

Yine “Bacak bacak üstüne atmak” konusuna gelecek olursak, bu hareket, bir kişi karşısında fazla ezik olmamayı ifade ettiği gibi, bundaki stil; bazen bir inceliği, zerafeti, hatta saygıyı, saygısızlığı bile yansıtabilir...
Ayakları birbirine dolayarak uzatmak ise bazen gerginliği, bazen de hareketsizliği ifade edebilmektedir. Ve tabii ki, bütün bunların toplamı, yani “Beden Dilimiz”le verdiğimiz bu mesajların toplamı, bir bütün olarak ve zaman içinde, kişilerle olan iletişimimizde bazen “sempati”yi, bazen de “antipati”yi oluşturabilir; biz istesek de, istemesek de...