“Franchising” sisteminin dezavantajları...

Franchise alıcısı firma, işi çok karlı bulduğunda ya da sistemdeki bozukluğu gördüğünde, işin tüm inceliklerini, sistemi, yönetim, üretim, pazarlama, satış ve dağıtım tekniklerini, iş akışlarını iyice öğrenip, bir süre sonra kendi markasını yaratabilir!

Birkaç haftadır “Franchising”i anlatıyoruz; ne olduğunu, ne olmadığını; kısaca tarihçesini; “Franchising”in kapsama alanlarının neler olduğunu, hangi sektörlerde daha çok yaygınlaştığını; bu işte imaj unsurunun ne kadar önemli olduğunu; iyi, kuvvetli bir marka yaratılmazsa “Franchising”de başarı kazanmanın hayal olduğunu; “üst yönetim”in kişisel zevksizliklerinin bu konuda ne kadar etkili olduğunu, Grafik Sanatlar’ın, Görsel Kimliğin bu işte ne kadar önemli olduğunu, “Franchising”in hem kullanıcıya he de kullandırıcıya olan yararlarını...

Daha önceki yazılarımızda belirtmiştik; bir firma / marka; bir iş / ticaretle ilgili organizasyon sözkonusu ise, işin özünde, yapısında mutlaka İşletme, Yönetim, Ürün / Hizmet, Pazarlama, Satış, Reklam, Halkla İlişkiler’le (İletişim / Tanıtım çalışmaları) ilgili konular da yeralmaktadır. Ve bu konuların herbirinin birbirlerine değişik şekilde olan yaklaşımları, bakış açıları olabilmektedir. Ve nasıl ki bir Pazarlama, bir Satış, bir İşletme; Reklam’a, Grafik Sanatlar’a, Halkla İlişkiler’e bakıyor, algılıyor, kendi özelliklerine uygun yorumlar yapabiliyor ise, biz de aynı karışım içindeki (“Tanıtım / İletişim” dışındaki) konulara “Tanıtım / İletişim gözlüğü” ile bakmaya, yorumlamaya, anlamaya, anlatmaya çalışıyoruz.

Bu neden böyle? Neden böyle olmalı?


Devamlı olarak yazılarımızda anlatmaya çalışıyoruz; ne iş yaparsak yapalım, sonuçta iş; bir ticaret işi... Ortada üretilen bir mal / hizmet var (ya da fikir). Ve günümüzde çok sık adı geçen bir “Marka” kavramı var. Ve iyi, kuvvetli bir marka yaratamadıktan, bunu yönetemedikten sonra başarısız olmanın kaçınılmaz olduğu gerçeği...

Ve bu iş bir karışım; ustaca biraraya getirilmesi gereken bir karışım. Aynen bir orkestra, bu orkestradaki birbirinden değişik enstruman, koro, bunların yönetimi, ahenk içinde çaldırılması, söyletilmesi, herkesin beğenip dinleyebileceği nefis bir müzik parçasına dönüştürülebilmesi gibi... Bütün maharet de bu büyük “orkestra”yı yönetebilmekte... Bunun en büyük sırrı ise bu “enstrumanlar”dan en az birkaç tanesini çok iyi bir şekilde çalabilmek, diğerlerini de çalabilecek kadar bilebilmek. Yani günümüz yöneticisi, hele hele bir marka yöneticisi birçok şeyi bilmek zorunda. Tüm konular birbirleriyle ilintili; iletişim içinde... İşletme’den insan psikolojisine kadar, Finans’tan Grafik Sanatlar’a kadar...

İşin en tepesinde durum böyle...


Bu işin bir alt kademesinde de durum aynı... Yani bir işletmeci, birinci planda kendi işi olmasa bile; “İnsan Kaynakları”ndan, bir Pazarlamacı; Grafik Sanatlar’dan öyle veya böyle anlaması gerekiyor. Çünkü iyi entegrasyonlar böyle sağlanıyor, başarılı ekip çalışmaları bu şekilde yapılabiliyor.

Konumuza gelince...

Bugün anlatmaya çalışacağımız konu; bir İletişim / Tanıtımcı gözüyle birkaç haftadır irdelemeye çalıştığımız “Franchising” konusunun dezavantajlı tarafları ile ilgili...

Önce şu gerçeği bilmek gerekir ki; hiçbir sistem mükemmel değildir. Her sistemin olumlu tarafları kadar, olumsuz yanları da olabilmektedir. Önemli olan olumlu tarafların ne kadar fazla olduğudur.

Konumuz “Franchising” olduğuna göre, bu konuyu incelediğimizde, bu sistemin tüm dünyada, neredeyse yüzyıla yakın bir süredir kullanıldığını, denendiğini ve iyi yapıldığında, uygulandığında avantajlı yönlerinin ne kadar fazla olduğunu anlatmış, hem kullanıcıya, hem de kullananlara ne kadar yararlı olduğunu açıklamaya çalışmıştık.

İşte “Franchising”in dezavantajları (“Franchise alıcısı” tarafından)

“Franchising”de en belirgin olarak karşılaştığımız dezavantajlara baktığımızda şunları görürüz;
* Franchise alıcısı, Franchise veren tarafa devamlı olarak bir bedel ödemek zorundadır. Bu, alan tarafta zamanla bir sıkıntıya dönüşebilmektedir.
* Franchise alıcısı zaman içinde Franchise veren tarafa ödediği paranın karşılığını tam olarak alamadığı düşüncesine kapılabilmektedir (bu kötü organizasyonlarda büyük problem yaratmaktadır!).
* Franchise alıcısı, işler oturduktan bir süre sonra sıkı denetim ve kontrollerden rahatsız olabilmekte, bir çoğunu gereksiz bulabimektedir (oysa bu, standarları korumak için oldukça gereklidir!).
* Franchise alıcısı kendi kuruluşunun yatırımcısı, sahibi olduğu halde, yönetim başkalarının (Franchise veren) elindedir, fazla bağımsız hareket edememektedir.
* Ana firmanın (Franchise veren) imajı ile ilgili bir olumsuzluk (medyada çıkan kötü bir haber, yayınlanan kötü, başarısız bir reklam kampanyası, bir PR etkinliği...) tüm alıcı firmaları negatif yönde etkileyebilmektedir.
* Ana firmanın sisteminde meydana gelen bir arıza, üretimin, dağıtımın aksaması Franchise alan firmanın işlerini aksatabilmekte, bulunduğu çevrede firma imajinı zedeleyebilmektedir.
* Aynı şekilde, organizasyonda bulunan, kötü bir hareket yapan Franchise alıcısı da tüm sistemi bir anda berbat edebilmekte,
* Franchise alıcısının istediği anda bu organizasyondan çıkması, başka birine devretmesi, satması oldukça zor olmaktadır.
Evet, işin psikolojik tarafı, imaj tarafı biraz fazla önem kazanıyor; ve maddi tarafı... Ve görülüyor ki birçok konuda olduğu gibi birliktelik ruhu da oldukça önemli bu işte... Zaten, “Birlikten kuvvet doğar!” bu işin neredeyse ana felsefesi... Bu da iyi motivasyonla oluyor ve iyi eğitimle... Ve tabii ki, sadece bunlar yetmiyor; (bizim konumuzla ilgili olarak!) kuvvetli bir kurumiçi PR (Halkla İlişkiler), iyi tanıtımlar (Reklam çalışmaları), etkileyici “Görsel Kimlik”ler gerekiyor. Ve herşeyden önemlisi; iyi bir vizyonu olan birinci kaptan!
“Franchising”in dezavantajları (“Franchise veren” tarafından)
* Franchise alıcısı (firma sahibi), ücretli yöneticiye oranla daha zor yönetilmektedir. Bu da işletme standartlarını oturtmada en büyük zorluk olmaktadır (“Tanıtım / İletişim” konusunda en önemlileri; mağaza ve “show-room”lardaki dekor, genel görünüm, “tanzim-teşhir”lerdeki zevksizlikler, reklam amaçlı iletişim araçlarının yanlış, çirkin kullanılması, anlayış-kültür, hayata bakış açısı farklılıkları, pislik-temizlik anlayışındaki farklılıklar, bu konulardaki ikna edebilmenin güçlükleri vs...),

* Franchise alıcısı firmanın, sisteme katıldıktan bir süre sonra, ana firmanın sıkı denetimlerinden sıkılması, bunun ilişkileri zedeleyecek boyutlara gelmesi (bu da sistemdeki işleyişi, iş akışını aksatmada en büyük etkendir!),
* Franchise alıcısı firma beklenen performansı gösteremeyebilir, karlı bir alıcı olmayabilir, ana firmanın imajını zedeleyici davranışlar sergileyebilir ve sonuçta bu firmayı sistemden çıkarmanın güçlüğü yaşanabilir (Bu, ana firmanın kendisine ait bir satış noktasındaki başarısız bulduğu ücretli yöneticisini işten çıkarmak kadar kolay değildir. Franchise veren firma bu tarz bir firmayı sistemden çıkarabilmek için aldığı ücretten daha yüksek bir meblağı ödemek zorunda kalabilir!),
* Franchise alıcısı firma, işi çok karlı bulduğunda, işin tüm inceliklerini, sistemi, yönetim, üretim, pazarlama, satış ve dağıtım tekniklerini, iş akışlarını iyice öğrenip, bir süre sonra kendi markasını yaratabilir (ya da yaratmak zorunda kalabilir!).
Evet, zorunda kalabilir! Bunun bazı örneklerini ülkemizde de görebiliriz. Bu, daha çok Franchise veren ana firmanın kuvvetli, başarılı bir marka yaratamamasından kaynaklanmaktadır. Bu da;
* En tepedeki başarısız yöneticiler (en önemli konu; vizyon sahibi olamamak!) başta olmak üzere,
* İyi oluşturulamamış bir organizasyon (sistem),
* Etkisiz bir “Görsel Kimlik” (çok önemli!),
* Kalitesiz, hedef kitlenin beğeni ve beklentilerine uymayan etkisiz başarısız reklamlar,
* Boşa zaman kaybedilen, iyi yönetilemeyen, iyi sonuçlar alınamayan “Birlik Toplantıları”,
* Uzmanlarca yapılmayan PR çalışmaları (özellikle; “kurumiçi PR”) şeklinde olmaktadır...
Ve bütün bunların doğal sonucu; çözülmeler, parçalanmalar ve “bölünerek çoğalma”lar...