Yöneticilikde kişisel yetenek

Günümüzde firma / markalararası yoğun rekabet koşulları zorlaştıkça, bunların kaptanı olmak da zorlaşıyor, bu işin bileşkenleri de çoğalıyor. Ama yine de en önemlisi, yine kişisel yetenekler...
Yöneticilik... Bu işin okulu yok. Birçok yeteneğin biraraya gelmesiyle oluşan bir karışım; teknik / teorik bilgi, iş tecrübesi ve özel yetenek...

Evet; özel yetenek şart. Bu yüzden herkesin yönetici olması da beklenemez zaten. İnsanları etkilemek, onları sevk ve idare etmek, onları bir amaç uğruna yönlendirmek, birşeyler üretmelerini sağlamak dünyanın en zor işlerinden biri. Bu bir yerde sanattır da.
Yöneticinin fonksiyonları;
Bir yönetici bir işi ya da organizasyonu yönetirken ne tarz fonksiyonları yerine getirir; getirmelidir?
* Bilgi sağlama,
* Kişilerarası iletişim ve
* Karar verme.
Evet, bir yönetici bu üç fonksiyonu da en iyi şekilde yerine getirebilmelidir.

Nedir “Bilgi Sağlama”?

Çevremizde değişik büyüklükte, değişik işlerle iştigal eden birçok firma / marka / organizasyon görürüz. Bunların hepsi birşeyler yapmakta; kimisi iyi, kimisi kötü; kimisi güzel, kimisi çirkin... Ama bilinen birşey var ki, herkes yaptığı işin mükemmel olduğunu sanmakta. Peki, gerçek gerçekten öyle mi?!
Evet, bunu böyle sananlar var ama bir de yaptıkları işin kötü olduğunu bile bile, aynen yapmaya devam edenler de var; üstelik bundan hiç de fazla rahatsızlık duymadan.
Evet, böyle firmalar var ve bu tarz firmaları yönetenler de... İşte, gelişmişlik çıtasını yükseltememenin en büyük sebeplerinden biri de budur zaten.

Peki, nedir bunu çözümü?

Tabii ki, bilgi.
Bilgi neyle sağlanır?
Eğitimle.
Yani, öncelikle firma sahiplerinin eğitilmiş olması, eğitilmesi gereklidir;
* Bir firma nasıl kurulur, kurulmalıdır?
* İşletme sistemi nedir, nasıl olmalıdır?
* Marka nedir, nasıl yaratılmalıdır?
* Bir iş nasıl organize edilir?
* Yönetici nasıl seçilir, nasıl olmalıdır?
* Yöneticiler nasıl yönetilir, nasıl denetlenir?
* Bir firma nasıl yönetilir?
* İnsanlar nasıl yönetilir?
* Motivasyon nedir?
* Yapılan iş konusunda bilgi nasıl artırılır? Nasıl alınır, nasıl aktarılır?
* Kalite nedir?
* Müşteri tatmini nedir?
* Verimlilik, verimsizlik nedir?
* Etkili tanıtım nasıl yapılır; vs. vs...
Evet, başarı; bilgiyle oluyor ve bilginin yapılan işe transferi ve adaptasyonu ile... Yani sadece öğrenmek de yetmiyor. Ve kişisel maharetler de devreye giriyor. Önemli olan da, bu bilgilerin yapılan işe nasıl uygulanacağı.
Bunun zorluğu nerede?
* Kişisel yeteneksizlikte,
* Yorum yanlışlığında,
* Sisteme yanlış sokmakta, uygulamakta...
Konu dönüp, dolaşıp, yine kişisel yeteneklere geliyor... Zaten bunu en iyi, en doğru yapabilenler başarılı oluyor. Ve bunu en iyi yapabilen yöneticiler de, Bilgiyi doğru yerlerden, doğru kişilerden alabiliyor, doğru yorumlayabiliyor ve doğru yayabiliyorlar. Ve doğladır ki, bunu böyle yapabilen yöneticiler;
* Daha çok donanımlı oluyor,
* Daha az yanlış yapıyor,
* Çevresindeki kişileri (özellikle personeli) daha fazla etkileyebiliyor,
* Hem kendi kendisini aşıyor, hem de yaptığı işi,
* Ve karar verme, emir verme konularında, daha fazla yeteneği oluyor.
Gelelim “Kişilerarası İletişim”e...
Bu konuyu geçen haftaki yazımızda uzun uzun incelemiş, yazmıştık ama bugünkü yazdığımız yazıya uygun olarak yorumlamaya çalışırsak; etkili ve etkin bir yöneticinin şu yetenekleri de olması gerektiğini görüyoruz;
* Liderlik yeteneği,
* Temsil yeteneği,
* Üstün olmak yeteneği ve
* İletişim yeteneği...
Liderlik yeteneği her yöneticide; özellikle üst düzey yöneticilerde mutlaka bulunması, olması gereken bir özelliktir. Ve zaten insanları etkisi altına alan da kişinin bu özelliğidir.

“Temsil Yeteneği”; bir yöneticinin, herhangi bir toplantıda, müşteri ile ilişkilerinde, iş yaptığı çevrelerle olan iletişiminde, bir tören ya da örn. bir anlaşma vs. sırasında firmasını, bağlı bulunduğu müesseseyi nasıl temsil ettiği, edebildiği ile ilgilidir! Yani, nasıl oturup kalkmalı, neler söylemeli, nasıl söylemeli, neleri, neden söylememelidir. Ve o sırada çevresindekilerle iletişimi nasıl olmalıdır?

“Üstün olma ve İletişim Yeteneği”ne gelince; bunlar yine birbiri içindeki konulardır. Yukarıdaki konuları da içine alan, bilginin toplandığı, yöneticinin en iyi bilen konumunda olduğu, güvenilen bir pozisyonda olduğu, bilgiyi astların aktarırken, sistemde uygulamaya koyarken hem iç hem de dışarıdaki insanlarla nasıl bir iletişim içinde olduğu, olması gerektiği ile ilgili konulardır.

Karar verme

Hepsi önemli ama bu daha da önemli bir konu. Neyi; ne zaman; kimlerle; nasıl yapılmalısınız?
Herşey bir hesap-kitap işi... Ve en önemlisi; karar vermek!
Verilen kararın yanlış olması, sık sık bu kararlarda yapılan değişiklikler, anlaşılan yanlışlıklar ve atılan geri adımlar... İşte yöneticiyi asıl tüketen baş unsurlardır bunlar. Ve bunun ilk tepkileri de derhal gelmektedir; hem astlardan, hem de üstlerden... İşin de en kötüsü; özellikle dışarıdan gelen tepkiler...

Bu konudaki yazıları neden yazıyoruz?


Herkes bir şekilde bir yerlerde çalışıyor; personel ya da yönetici olarak... Ve insanların doğal içgüdülerinden biri olan “Kendini aşma içgüdüsü” (*) her bireyi daha da ilerilere gitmeye zorluyor; bunun için birsürü şeyler yapıyor. Ama nedense sonuç her zaman istenildiği gibi olmuyor. Yani yükselmek zor! Belki de daha yukarılarda bir yönetici olmaya özel yeteneğiniz yetmiyor.

Peki ne yapmalısınız?
Ya kişisel yeteneklerinizin bilincinde olup, en fazla hangi kapasitedeki bir işi yönetebileceğinizi hissetmemiz ya da eksik yanlarınızı biran önce tespit edip, kendinizi eğitmeniz, yenilemeniz gerekiyor; hem de hiç zaman kaybetmeden!
(*) “Firma / Markalarda Kurumsal Kimlik ve İmaj”, Mehmet Ak, 1998, İstanbul.