- Marka yaratırken dikkatli olalım!


Yetersiz bilgilerle kendi kendine marka yaratmaya çalışanlar daha ilk adımlarda yaptıkları hatalarla bir daha düzeltilmesi çok güç olabilecek, hatta mümkün olamayacak imaj hatalarına yolaçabilmektedirler..
.
Markalar çeşitli iletişim araçları aracılığıyla hedeflenen kitlelere tanıtılır. Reklamsız bir markanın beyinlere yerleştirilmesi ise düşünülemez bile...

Bir marka yaratmak için farklı olmak şarttır. Öncelikle, sıradan bir ürün, sıradan bir isim ve sıradan bir amblemle bir marka yaratmak neredeyse imkansızdır. Yani insanlar sizi birşeylerinizle, bazı özelliklerinizle sizi diğerlerinden ayırmalıdır.

Hatta günümüzde bunlar da yetmemekte, firmalar ürünlerinin reklamlarının altına, ait oldukları kuruluşların; özellikle şirket gruplarının ve holdinglerinin isimlerini birer garanti göstergesi / belgesi olarak kullanılmaktadırlar.

Nasıl isimler kullanılıyor?

Bir firmaya ya da ürettiği ürün ya da hizmete çeşitli şekillerde isim konur. Bunlar;
a) Birkaç ismin bazı hecelerinin birleştirilmesi;
* GİMA (Gıda ve İhtiyaç Maddeleri),
* İSMAR (İstanbul Marketçiler Birliği)...
b) Firma sahiplerinin soyadları;
* Koç Holding,
* Sabancı Holding,
* Eczacıbaşı Holding...
c) Söylenişi kolay isimler;
* Egebank
* Bankapital,
* Akbank,
* Pamukbank,
* Garanti,
* Selpak,
* Mavi Jeans...
d) Yabancı isimler;
* Dufy,
* Rodi Jeans...
gibi tanımlanabilir...
Reklam’ın etkisi
Evet, marka yaratımında isim oldukça önemlidir. Ve iyi reklam yapan markanın iyi satması sözkonusudur. Ancak reklamı az yapılan markaların da çok satması sözkonusudur.

Bu nasıl olmaktadır?

Tabii ki bir markayı sadece sattıran reklamları değildir.
Reklamdan başka, değişik pazarlama ve satış teknikleri de önemlidir; MPR (Marketing Public Relations / Pazarlama eğilimli Halkla İlişkiler) önemlidir. Ve günümüz markaları bu çeşitli enstrumanlardan da çokça yararlanmaktadır.
Gelişen çevre, ekonomik, teknolojik koşullarla insanların yaşam biçimleri değişmiş, buna bağlı olarak ihtiyaçları da değişmiştir. İhtiyaçlar artmış, hata farklı ihtiyaçlar ortayla çıkmıştır.

Bu durum tabii ki, yeni ürünlerin piyasaya çıkması yanında, eski ürünlerin de bir takım değişikliklerle (biçim, işlevsellik, ambalaj vs.) yeniden piyasaya sürülmelerine zemin hazırlamıştır (deterjanlar, piller, elektronik aletler, telefonlar, beyaz eşyalar vb.).

Yeni ürün, bir yerde “Yeni Marka” da demektir. Her yeni ürün, öyle ya da böyle, kendisine bir pazar yaratabilmektedir. Çünkü günümüz tüketicisi yenilikleri çok çabuk benimseyebilmektedir (“Konuş Ali konuş” / Hazır Kart!).
Bu nedenle iş dünyasında, ekonomide reklamcılığın önemi oldukça büyüktür. Bugün ülkemizde bazı reklam ajanslarının yıllık ciroları tirilyonlarla ölçümlenmektedir. Dolayısıyla, tüm reklam ajanslarımızın ülkemiz ekonomisindeki yeri inanılmaz rakamlara ulaşmaktadır. Tabii ki bunda nufus artışının, insanların gelir düzeylerindeki yükselmelerin, reklamların sunduğu hayat biçimleri sayesinde yaşam standartlarının yükselmesinin de önemi büyüktür.
Amaç sadece birşeyler üretip satmak değil!

Firmalar artık bir ürünü (/ Hizmet) sadece işlevselliği ya da tüketeciye (kullanıcaya) sunacağı faydaları için piyasaya sürmemektedir; onu, kendisine bir prestij de sağlayacak bir marka haline getirmek istemektedir. Çünkü bu prestij, ait olduğu firmanın hem yöneticilerine, hem de çalışanlarına manevi bir tatmin de sağlamakta, onları daha iyi yapmaya, daha iyi olmaya teşvik de etmektedir.

Bu arada, marka yaratmak elbetteki bir bütçe gerektirmektedir. Ancak bir ürün / hizmet bir marka olduktan sonra artık kendi kendisinin lokomotifi olmaya başlamakta, sadcece bir logo bile başlı başına bir reklam aracı olabilmektedir
(Mercedes’in yıldızı)!
İmaj notu!
Günümüzde bir mal / hizmet satınalırken önce markasına bakmıyor muyuz?

Bakıyoruz da ne oluyor?

Sadece markasına mı (ismine!) bakıyoruz?
Tabii ki değil; o ismin arkasında hangi kuruluşun olduğunu, nasıl insanlar olduğunu, firma imajının nasıl olduğunu, marka imajını, firmanın toplumsal, kültürel ve çevre olaylarına bakış açısını; birsürü şeyi aklımızdan çok kısa bir süre içinde geçiriyoruz ve o malı / hizmeti hemen satınalmaya ya da almamaya kararar veriyoruz. İşte bize o mal / hizmeti satınaldıran ya da aldırmayan şey, o markanın imaj notu olmaktadır.
Bu imaj notu nasıl oluşuyor?

Bir süreç içinde... Yani o markanın yaratıldığı ve zihinlere yerleştirilmeye çalışıldığı süreç içinde... Ve bu süreç içinde yaptığınız hatalar ya da başarılar, işte markanızın kaderini etkileyen en önemli kriterler oluyor...
Bu yüzden de yetersiz bilgilerle kendi kendine marka yaratmaya çalışanlar daha ilk adımlarda yaptıkları hatalarla bir daha düzeltilmesi çok güç olabilecek, hatta olamayacak imaj bozukluklarına yolaçabilmektedirler. Ve bunun risk katsayısı hergeçen gün arttıkça daha da artmaktadır.

Bu nedenle, “İyi, başarılı markalar yaratılmak isteniyorsa, iyi başarılı kişilerle çalışmakta sayısız yarar vardır” diyebiliriz.
Marka yaratmak öyle bir süreçtir ki, tüm kurallarını aynen yerine getirmek gerekmektedir. İşte bu süreç sadece iyi, doğru çalışmalarla kullanıldığında tüketiciyi satınalması konusunda ikna edebilmektedir...
Marka yaratmak asla hafife alınacak bir iş değildir; ancak bu iş, ülkemizde ne yazık ki henüz profesyonelleşmemiş (hatta profesyonelleşmiş!) firmalarca oldukça hafife alınmaktadır. Böyle olunca da, neredeyse hergün yüzlerce firma kurulmakta, bir isim doğmakta, ancak bunların çok azı bir marka haline gelebilmektedir.
Burada anlatılmak istenen şudur;
* Babadan kalma yöntemlerle,
* Sezgiler ve tahminlerle,
* Sadece tecrübeyle (teorik bilgisiz!),
* “Onlar öyle yapmış olmuş; biz de aynısını yaparsak olur!” düşüncesiyle,
* Vizyon yetesizlikleriyle,
* Yanlış (yetersiz) “kaptan”la,
* Yanlış adamlarla (yönetim kadrosu!),
* Uzman olmayan uzmanlarla,
* Yanlış reklam ajanslarıyla,
* Yanlış PR şirketleriyle
marka yaratmak neredeyse imkansızdır.

Markalar ölümsüz mü?

Herşeyin bir ömrü olduğu gibi, markaların da bir ömrü vardır. Günümüz piyasa koşulları maalesef çok acımasızdır. Ve bu acımasız koşullar altında marka yaratmak da, yaşatmak da oldukça zordur. Bunun için firmalar çok değişik yöntemler kullanmakta, sistemler geliştirmektedirler. Tabii, gerekeni, gerektiği gibi, gereken zaman içinde, gerekli kişilerle yapabilenler, markalarını her zaman geliştirebilmekte, ömürlerini uzatabilmektedirler.

Bunların yetmediği durumlarda da bir “Yeniden Yapılanmalar” gelip kapıyı çalmakta, bu işi de iyi, gerektiği gibi yapabilenler gayet başarılı bir şekilde ve pek ala “yeniden doğuş”lar gerçekleştirilebilmektedirler.