Kuruluşlarda “Kriz” durumları...

Krizlerin büyük bir çoğunluğu, kuruluşlarda zaten varolan bazı olumsuzlukların umursanmamasından ve yönetimlerce önemsenmemesinden kaynaklanıyor. Bazen küçük şeyler yavaş yavaş büyüyebiliyor ve bir gün bir “çığ”a dönüşebiliyor.
Bir firma / kurumda düzen iyi kurulmuşsa, sistem iyi işliyorsa, birçok yöneticinin başarısından sözedebiliriz. Ancak bireysel olarak baktığımızda bir yöneticinin gerçek başarısı, bir problem anında, o problemi nasıl çözdüğü, nasıl başardığı ile ilgili bir konu olmaktadır. Bugünkü konumuzla ilgili olarak da yöneticilikteki başarı, yeteneklerin en fazla ortaya koyulduğu kriz dönemleri olarak karşımıza çıkıyor.

Nedeni, gerekçesi ne olursa olsun, yöneticilerin, kriz ortamlarındaki stratejileri, planlamaları, tutarlılıkları, uzak görüşleri, İnsan Kaynakları yönetimindeki becerileri, krizlerin atlatılmasında en önemli etkenler olarak görünüyor. Bu konularda yapılan hatalar, beceriksizlikler ise, uzun yıllara dayalı mazisi olan büyük kuruluşları bile bir anda çok zor durumlara düşürebiliyor, hatta batırabiliyor bile.

Fakat bunun tersi olduğunda ise, o kuruluş kurtulmakta, hattta bazen eskisinden daha iyi bir yerlere bile gelebilmektedir!
Bir kuruluşdaki krizin yönetimi;
* İşletme gelirlerini,
* Karlılığı,
* Borçları ve alacakları,
* Tedarikçilerle, işbirliği yapılan kişi, kurum ve kuruluşlarla olan güven bağını,
* Ortak ve hissedarların borsalardaki hareketlerini,
* Medyanın (Basın’ın) kuruma olan bakış açısını,
* Rekabet ortamında rakiplere göre konumlanmayı,
* O kuruluşa ait markalara olan (duyulan) güveni
gibi birçok şeyi etkilemektedir.

“Kriz”ler her kişi, firma, kurum, kuruluş, marka için her zaman karşı karşıya kalınabilecek durumlardır!
“Bugüne kadar bize birşey olmadı, bundan sonra da olmaz” mantığı ile hareket etmek, olabilecek krizler için önlem almamak, her an gafil avlanmanın en büyük sebepleri olmaktadır.
Krizler nereden kaynaklanır?
* ‚eşitli iş kazalarından,
* Terorist saldırılardan,
* Şantajlardan,
* Bazi çevrelerin “karalama” faaliyetlerinden,
* Borsalardaki spekülatif iniş-çıkışlardan,
* İşçi - işveren uyuşmazlıklarından,
* Hatalı üretim sonucu geri çağrılan, alınan ürünlerden,
* İnsan hatalarından,
* Doğal afetler (Sel, çığ, deprem, volkanik patlamalar vb.) sonucu aksayan işlerden,
* Piyasa krizlerinden,
* Yanlış, hatalı organizasyonlardan,
* Basında çıkan yanılş, asılsız haberlerden,
* Sektörle ilgili develetin alabileceği bazı yeni karar ve uygulamalardan,
* Günlük yaşamı ve toplum düzenini alt-üst edebilecek büyük felaket ve olaylardan,
* Önemli bir işadamı ya da devletadamının (hatta sanatçının) aniden ölümünden,
* Bir sanayi kuruluşunun çevreye verdiği zararlardan (atık, is, duman, kirlilik vs.),
* Cinsel tacizlerden,
* Kullanılan ilaç / yemek gibi nedenlerden doğan zehirlenmelerden,
* Salgın hastalıklar sonucu oluşan ölümlerden (örn.; kuduz tehlikesi),
* Petrol yüklü tankerlerin çarpışmasından,
* Fabrika yangınları, patlamalardan,
* Uçak kazalarından,
* Döviz darboğazlarından,
* Yapılamayan ithalat sonucu üretilemeyen ürünlerden,
* Yöneticilerin önemli olaylara karşı vurdumduymazlıklarından (“Bugünün sorunu değil, birşey olduğuna düşünürüz, gerekeni yaparız” vs. anlayışı), vs. vs...
Bunlar son dönemlerdeki krizlerin oluşumunun en önemli hammadeleri arasındaki konulardır. Bunlara sizler de yenilerini ekleyebilir, üretebilirsiniz.

Aslında çağımızın dinamizmi içinde bu krizlere her an yenileri ekleniyor; günlük yaşantımızı tamamiyle felce uğratmasa bile kamuoyunun dikkatini çekebilecek, hatta kanaatlerini etkileyebilecek buna benzer birçok olayı, hergün medyadan izliyoruz. Belki bizler birey olarak bu olayların dışında kalıyoruz ama görüyoruz ki; gün geliyor, bizim bilgimiz, isteğimiz dışında olarak her an bir sorunla karşı karşıya kalabiliyor, taşıyamayacağımız büyük yüklerin altında ezilebiliyoruz.
Örneğin bir televizyon kanalından ya da gazeteden öğrendiğimiz çeşitli olumsuzluklar bizi, yaşadığımız bölgeyi, yakınlarımızı, çalıştığımız işyerini, iş konumuzu yakından etkilemeyebiliyor, sade bir vatandaş olarak problemlerin dışında kalabiliyoruz ama “kriz” olarak düşündüğümüzde, firmalar, kurum ve kuruluşlar, hatta ülkeler bu olumsuzlukları çok güçlükle bertaraf edebiliyor... Üstelik bugünün krizleri artık sadece yaşandığı ülkelerde değil, diğer ülkelerde de etkili olabiliyor.

“Kriz”ler en çok nasıl oluşuyor?

ABD’deki Kriz Yönetimi Enstitüsü’nün 1989 yılından bu yana yapmış olduğu bir araştırma, sonuç olarak, önceden bilinmesi mümkün olmayan krizlerin, toplam krizler içinde küçük bir parçayı oluşturduğunu göstermektedir. Yani firmalar daha çok bekledikleri değil, beklemedikleri konulardaki krizlerle karşı karşıyla kalmaktadırlar.

Ama buna rağmen krizlerin büyük bir çoğunluğu, kuruluşlarda zaten varolan bazı olumsuzlukların umursanmamasından ve yönetimlerce önemsenmemesinden kaynaklanmaktadır. Yani firmalar içindeki bazı sorunlar küçük problemlermiş gibi gözükürken, bunlar yavaş yavaş büyüyebilmekte, birgün bir “çığ”a dönüşebilmektedir!

İşte bu açıdan baktığımızda, kamuoyuna yansıyan, toplumu sarsacak büyüklükteki krizlerin yüzde 63’ünün bu tarz krizler olduğunu görmekteyiz.

“Kriz”ler nasıl önlenir?


Birinci önemli nokta;
* Öncelikli olarak akılcı yaklaşımlardır;
* Sonra, iyi stratejiler ve planlamalardır.
İkinci olarak;
* En iyi, etkili yönetim ve İletişim enstrumanları kullanmaktır (Bu şekilde hemen her türlü krizi yönetmek, önlemek mümkündür. Önemli olan, konuya, probleme, doğru insanlarla ve profesyonelce yaklaşabilmektir. Yani tahmin ve sezgilerle değil!),
* Ve krizlere karşı tedbirli olmak!
Yani bir rakibimiz dahi olsa, bir sorunla, problemle karşı karşıya kalmışlarsa ve bu bir krize dönüşmüşse, buna benzer bir konuda bizim neler yapabileceğimizi düşünmemiz, bizi benzer krizlere karşı hazır hale getirebilir.
Burada önemli olan, çevremizde oluşan her türlü olayı değerlendirebilmek ve bazılarını sanki bizim kendi problemlerimizmiş gibi düşünüp, değerlendirerek, olabilecek krizlere karşı hazırlıklı olabilmektir.